Öcalan kime, ne mesaj verdi?

Bugün göz kamaştırıcı geleneksel kıyafetleriyle Kürtler sabah gün doğarken 05.00 sularında Newroz Parkı’na akmaya başladılar.

Yedide çıktığımda geç kaldığımı anlamıştım bile.

Bayramını kutladığım taksici, “İnşallah iyi bir çağrı olur bugün” diyerek gündeme hakimiyetini gösterdi.

Tecrübeli onlarca meslektaşla aramızdaki tahminler ve tartışmalar sonucu Newroz Parkı ve onu çevreleyen yeşil alanda toplananların sayısının 1 milyonu aştığı kanısına vardık.

Diyarbakır'ın bu tarihi gününün odağında İmralı Cezaevindeki PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yolladığı mesaj vardı neresinden bakılırsa bakılsın.

Ama benim bu gündem hafızama nakşolan sözler, Öcalan’ın çağrı metninden değil.

Eskiden beri duyduğum bir sloganı Newroz Parkı üzerine asılı bir pankartta görünce bir an gözlerimi ayıramadım: “Savaşta da barışta da seninleyiz ey serok.”

Saatler sonra konuşmacıları, çağrı metnini dinledikten, mitinge katılan onca insanla konuştuktan sonra hâlâ aklımda bu slogan var.

Bugün Öcalan’ın mektubunun Kürtçe ve Türkçe olarak okunması sırasında, bütün barikatları yıkarak gazetecilerin arasına giren Öcalan bayraklı gençlerin gözlerinde sanki bu söz okunuyordu.

Sanki o çağrıda tam olarak ne dendiğini değil daha çok Öcalan’dan gelmesinin sevincini yaşıyor gibiydiler.

Bir meslektaşım “hiç dinlemediler mesajı” dedi, ben ise ne denileceğini önceden biliyor ve kabulleniyor gibiydiler diye düşündüm.

Kuşkusuz bunlar bütün Kürtleri temsil eden tasvirler değil.

Ama “gerilla rojbaş” marşıyla halay çeken, her miting dağılışında Diyarbakır’ın yoksul arka sokaklarında polisle kovalamaca oynayan, BDP de dahil hiç bir otorite tanımayan bu isyankar gençlerin bugün, “Bundan sonra mücadele biçimleri fikir, ideoloji ve demokratik siyaset olacak” sözünü başka türlü kabullenmesi mümkün olamazdı sanki.

Bu önemli, çünkü otuz yıldır devam eden bu savaşta ölen, yaralanan, yıllarını hapislerde geçiren onbinler arasında en çok bu gençlerden vardı.

Bir sorunun en mağduru, yoksulun yoksulu, öfkelinin öfkelisi bu gençlerin bundan sonra ne yapacağı önemli.

Bunlar bir zamanlar Abdullah Öcalan’ın “Onlar doğrudan bana bağlı” dediği çocuklar.

Mesaj kimlere gitti

Öcalan bazı bakımlardan beklendiği gibi bir mesaj verdi. Net mesajları vardı.

Özellikle Kürtlere, bugünden itibaren yeni bir dönemin başladığını ve silahlı Kürt güçlerinin Türkiye sınırları dışına çekileceğini açıklıkla ifade etti.

Daha önce denenip bir kaç kez çöken bir yöntem olan ateşkes yerine “silahlı güçlerin sınır dışına çekilmesi”nin bir ilk adım olarak seçilmiş olması anlamlıydı.

Buna karşılık Öcalan hükümete ve devletin kurumlarına bir şey demedi mesajında ama demeyerek mesaj vermiş oldu.

Bu konuda sessiz kalarak adeta “sürece artık güvenebilirsiniz“ diye iki taraf adına kefil oluyor gibiydi.

Hükümetin, mesajını iletmesine izin vererek kendisine müzakere muhatabı statüsü tanımasına bir yanıt da teşkil ediyordu.

Bir yandan da bu sessizlik , hükümete, “bundan sonra atılacak adımı nasıl lanse edeceğini de sana bırakıyorum” denmiş hissi yarattı.

Öcalan daha sonra Türklere seslendi. “Kucaklaşma, hellaleşme zamanı” dedi.

Türklere, Ermenilere, Süryanilere, Araplara ve Orta Doğu’nun bütün halklarına, özellikle de bu halkların ezilen mağdur olan kesimlerine, işçilerine, ezilenlerine ittifak çağrısı yaptığını söyleyerek, kimlerle ittifak yapmak istediğini ortaya koydu.

Kaygılar da yok değil

Çağrı yaptığı kesimlere, halkları, demokratik modernite diye tarif ettiği daha iyi bir toplumsal örgütlenme modeli kurmaya davet ettiğini özellikle vurguladı, bunun ekmek su gibi bir ihtiyaç olduğunu söyleyerek, Kürt siyasi hareketinin sadece Kürt sorunuyla değil, bütün bir coğrafyanın ve ezilenlerin sorunlarına bağının süreceği mesajını verdi.

Bu, Türkiye kamuoyunda, özellikle AKP iktidarı muhaliflerinden bir kısmının, barış sürecine ilişkin kaygılarını gidermeye yönelik bir mesaj olarak da düşünülebilir.

Öcalan’ın bu Kürt sorunu çözümü değil, neredeyse bir Orta Doğu barışı ve demokratikleşmesi projesi gibi geniş kapsamlı mesajı Kürt siyasetinin, Kürtlerin yaşadığı coğrafyanın farklı kesimlerinden nasıl bir yanıt alacak bunu önümüzdeki günlerde birlikte izleyeceğiz.

Son günlerde Diyarbakır sokaklarında yaptığım sohbetler, barış sürecine hem büyük umutlar bağlandığını ama derinden derine büyük kaygılar da beslendiğini gösteriyordu.

Öcalan’ın açıklamalarının bu duygularda bir değişiklik yaratıp yaratamadığını bir kaç gün içinde yoklayabileceğiz.

Ama bugün bir süre maskeleriyle sahneyi de barışçı bir şekilde işgal ederek kendi deklarasyonlarını yapan bu gençlerin bugünkü çağrıya yanıtının olumlu olduğunu söyleyebiliriz.

Bugün muhtemelen bu yüzden “süreç zarar görmesin” diye, Nevruz alanından dağılırken polise “Biji serok Apo (Yaşasın Apo)” diye haykırmakla yetindiler.