Ekonomik kriz Kıbrıs'ta bölünmeyi mi tetikliyor?

Nikos Anastisiadis’in Kıbrıs Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden galibiyetle çıkması, 40 yıllık Kıbrıs sorununun çözümü konusunda yeni ve pozitif bir sürecin başlaması umudunu doğurmuştu ama giderek yoğunlaşan ekonomik kriz, bütünleşmeden çok bölünme senaryolarını öne çıkarıyor.

Bu süreci tetikleyen gelişme ise Kıbrıs Cumhuriyeti'nin içinden geçmekte olduğu derin ekonomik bunalımdan çıkış yolu olarak Kıbrıs adası etrafında bulunan petrol ve doğal gaz yataklarından elde edilecek gelir karşılığında, hükümetçe oluşturulan fona katkı yapan ülkelere bono verilmesini öneren bir yasayı Temsilciler Meclisi’nden geçirmesi oldu.

Bu fona yaklaşık 7,5 milyar euro katkı yapılmasını öngören hükümet, Avrupa Birliği ile yaptığı 10 milyar euro tutarındaki kurtarma paketiyle birlikte bu dar süreçten çıkmayı amaçlıyor.

Adanın geleceğini “ipotek” altına alan bu yaklaşıma Ankara’nın tepkisi sert ve anında oldu.

Birleşmiş Milletler Genel Sekereteri Ban Ki-moon ve ilgili ülkelere bunun kabul edilemeyeceğini, adadaki Türk toplumunun haklarının göz ardı edilmesine BM’nin de sessiz kalmaması gerektiğini içeren bir mektup gönderen Türk Dışişleri Bakanlığı, 3 seçenekli bir plan öne sürdü.

30 sene sonra 'taksim'

İlk iki seçenek daha önce de gündeme getirilmişti: Bir an önce kalıcı barış için müzakerelerin başlatılması; adanın tümüne ait hidrokarbon rezervlerinden elde edilecek gelirin barışın sağlanmasının ardından kullanılmak üzere bir fonda toplanması. Seçeneklerin yeni unsuru ise Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun ifadeleriyle “30 yıl aradan sonra adanın taksimini” içeren bir öneri.

Davutoğlu, Türk basınında çıkan açıklamalarında şu görüşe yer verdi: “Eğer diyorlarsa ki ‘Güney tarafı bizim, kuzey tarafı sizin...’ Tek taraflı olarak güneyde bir şeyler yapıyorsa bunu kabul ediyorlar demektir. Güneydeki doğal kaynaklar üzerinde her türlü hakkı kendinde görüyorsa Türkiye o zaman kuzeydeki her kaynak üzerinde KKTC ile yaptığı anlaşmalar çerçevesinde her türlü arama yapmayı değerlendirme opsiyonunu ele alır. Biz bunu bir tehdit değil, pozitif bir manivela olarak görmek istiyoruz. Ama ‘Tüm kaynaklar bizim’ gibi bir anlayışı kabullenmemiz mümkün değil. Zaten BM parametreleri de ortadan kalkar.”

“Ya taksim ya ölüm” 1960 döneminde ve öncesinde, Rum ve Yunanların “Enosis” politikasına karşın, adadaki Türklerin yoğun yaşadığı bölgenin Türkiye’ye bağlanmasını öngören politikanın sembolleşmiş sloganıydı.

Davutoğlu’nun on yıllar sonrasında bu ifadeyi kullanması dikkat çekerken, Türk diplomatik kaynaklar, Türkiye’nin önceliğinin BM parametrelerine dayanan, müzakere edilmiş kalıcı ve adil barış üzerine inşa edilen yeni bir ortaklık cumhuriyeti olduğunu anımsatıyorlar.

Uyarının amacı baskı

Türk diplomatik kaynaklar, “Türkiye’nin bu uyarıyı yaparak hem Rum kesimine hem de uluslararası camiaya bir an önce kalıcı bir barış anlaşması için masaya oturulması baskısında bulunmayı amaçladığını” belirtiyorlar.

Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin, müzakerelerin başlatılması sürecini, hem ekonomik kriz hem de petrol ve doğal gaz rezervlerinin işletilmesi yönündeki adımları nedeniyle geciktirme arayışında olduğunu gözlemleyen Ankara, “Öu geciktirme politikasının bölünmenin nihaileşmesinden başka bir sonuç getirmeyeceği” uyarısında bulunmuş oldu.

Kıbrıs ve Yunanistan, müzakerelerin başlatılması şartı olarak, Türkiye'nin Kıbrıs'ın NATO’nun Barış İçin Ortaklık programına katılmasına koyduğu vetoyu kaldırması koşuluna bağlıyor.

Türkiye ve Kıbrıs'taki Türk tarafı ise müzakerelerin bir an önce başlatılması ve tamamlanması için bir tarih verilmesini istiyor.

ENI kara listede

Diğer taraftan Ankara, Kıbrıs’ın açtığı petrol ve doğal gaz kaynaklarının çıkarılması, işletilmesi ve pazarlanması ihalelerine katılan uluslararası şirketleri kara listeye aldığını ilan ederek hem Türkiye’nin hem de Kuzey Kıbrıs’ın haklarından feragat edilmeyeceği mesajını vermeye devam ediyor.

Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Gazprom ve Rosneft gibi önde gelen Rus şirketlerinin Türkiye’nin uyarısı üzerine Kıbrıs’ta iş yapmama kararı aldığını bildirdi.

İtalyan ENI şirketi ise kara listeye giren ilk firma olarak Türkiye’deki mevcut projelerinin askıya alınması sonucuyla karşı karşıya kaldı.

Geçmişte Kıbrıs Rum yönetiminin petrol ve doğal gaz arama girişimlerine bölgeye donanma gücü göndererek tepki gösteren Türkiye, artık bu tepkisini ekonomik ve ticari alanlara yoğunlaştırarak başta ABD olmak üzere Batılı müttefiklerinin eleştirilerinden uzaklaşmış oldu.

İlgili haberler