'Balıkçı' İlhami Işık: 1 Mayıs'ta çekilme olacak

Kamuoyu onu 'Balıkçı' lakabıyla tanıyor. Tanınırlığı uzun yıllara dayanmıyor aslında. İlhami Işık 2010 yılında gündeme geldi ilk. Devlet ile PKK arasında şimdi süren görüşmelerin çok daha öncesinde. 1996 yılından bu yana iki taraf arasında arabuluculuk yaptığını açıkladı.

Bugüne kadar kimse onu yalanlamadı. Son süreçte sık sık görüşlerine başvurulan Işık yakın zamanda, omurgasını kendisinin oluşturduğu, Yıldıray Oğur imzasını taşıyan kitapla yeniden gündeme gelecek gibi.

Işık, bu kitapta arabuluculuk yaptığı görüşmelerin yanı sıra kendisinin bulunmadığı görüşmelerden de bilgilerin aktarılacağını söylüyor. Mayıs ayında Timaş Yayınları tarafından sunulacak bu kitap öncesi Işık’la hem kitabının, hem de sürecin detaylarını konuştuk.

Devletin PKK ile görüşme tarihi

Kitabı hazırlamaya nasıl karar verdiniz?

Bana böyle bir kitap yazmam için farklı teklifler geliyordu dostlarımdan. Çünkü süreç ile ilgili öngörülerin tutması daha önceki deneyimleri yazmamı daha cazip hale getirdi. Bir şeyleri bilme iddiasında olan bir insanın, o bilgilerin arka planını toplumla paylaşması bu.

Neler olacak bu kitapta?

Hem bir Kürt tarihi hem de benim hayat hikayemi anlattık. Bu sürece nasıl katıldığıma dair bilgiler var. Başta sadece benim yaşadıklarıma yer verecektik. Ama sonra daha da kapsamlı olabilmesi açısından, bu süreci şeffaflaştırmaya götüren bir dönem yaşadığımızdan ötürü devletin PKK ile görüşme tarihini yazıyoruz. Benim bulunmadığım süreçleri de kapsayan bir kitap bu.

'Türk'ün onuru da var, Kürt'ün onuru da var'

Bugüne kadar olmamış bir çalışma olacak. İlk kez 30-40 yılı alan bir problemle ilgili çok doyurucu bir çalışma. Kim neler demiş, kim nasıl çark etmiş, kim neler görmüş, kim kime neler söylemiş...

Özellikle 'İmralı sürecinde' neler konuşulduğunu herkes çok merak ediyor haklı olarak. Geçmişteki görüşme süreçlerinde neler konuşulduğunun belgeleri var, mektuplar var. O gün hangi formattaysa bugün aynı şeyler konuşuluyor. Belki tarih değişmiş, (PKK lideri) Öcalan dışında taraflar değişmiş. Ama çerçeveler benzer.

Bu ülkenin gidişatıyla ilgili duyulan kaygıların ne kadar boş olduğunu bu kitabı okuyan herkes görecektir. Bu ülkenin bölünmesinin, parçalanmasının veya Kürtlerin kendi varlık haklarından vazgeçilmesinin konuşulduğu bir dönem hiçbir zaman olmamıştır. Tam tersine herkesin onurunun yüksek derecede korunduğu konuşma notlarıdır bunlar. Türk’ün onuru da var, Kürt’ün onuru da var; farklı inançlardakilerin de onuru var.

Devlet ve PKK veya Öcalan arasındaki görüşmelerin geçmişi ne zamana uzanıyor?

Benden evvel de görüşmeler var. (Eski Türkiye Başbakanı) Erbakan döneminde görüşmeler var. (Eski Başbakan) Çiller’in var. (Eski Cumhurbaşkanı ve Başbakan) Özal dönemi var. 1991’de HEP-SHP ilişkilerinin Meclis’e taşınma olayı var. Gazeteciler veya medyadaki çeşitli isimler aracılığıyla, bürokrasideki insanlar aracılığıyla görüşme trafiği olmuştur.

Peki bu görüşmelerin hepsi Öcalan ile mi yapıldı?

Bu işin doğası gereği görüşmeler farklı kanatlarla oldu. Ama sonunda Öcalan’da düğümlendi. Diyelim ki Öcalan ile doğrudan görüşme imkanı yaratılıncaya kadar, örgütün legal ve illegal kadrolarıyla ilişki kuruldu. Dünyada kullanılan yöntemlerden farklı yöntemler kullanılmadı aslında. Nasıl IRA’nın (İrlanda Kurtuluş Ordusu) İngiltere ile olan görüşme trafiği tam anlamıyla bilinmiyorsa bizde de öyle.

Siz ne zaman arabuluculuk yapmaya başladınız?

Benimle 1996 yılında bir görüşme oldu. Bu benim arabulucu olmamla ilgili bir teklif değildi aslında. "Konuşabilecek kimler olabilir?" diye soruldu. Ben "Şunlar şunlar olabilir" demiştim. Ama olmadı, yürümedi. Benim ve arkadaşım, Avukat Selim Okçuoğlu’nun omuzlarında kaldı.

1996 yılından bu yanaki görüşmeler ve görüşme girişimleri neden kesintiye uğradı?

Bu devlet dönüşmek istedi, diğer devletler gibi. Ama yaşamında değişim ve dönüşüme karşı bütün refleksleri de şekillendi. Hep kapalı devre çalışmış bir devlet var. Bu devlet böyle bir dönüşüme karar veriyor. Bunun dirençle karşılaşmaması mümkün mü? 1993, 1996 gibi zamanlarda kuşların bile öldürülme korkusuyla ülkeyi terk ettiği bir dönem yaşadık.

Ama bu aynı zamanda devlet içinde de bir kavgaydı; Susurluk, 28 Şubat dönemlerinde olduğu gibi. Seçilmiş bir iktidarı her türlü entrikayla devirme süreci. Hem devletin kendi içinde kavgasının, hem de bölgesel güç alanlarına göre direnmesinin veya açılmasının ve başını ABD’nin çektiği güçlerin bu dünyayı yönetmesinin yarattığı basınç. Tüm bunlar bu sürecin buraya kadar uzamasına neden oldu.

Bugün için en yakıcı fark ne?

Çok fark var. Öncelikle elbette kararlılık önemlidir. (Başbakan) Erdoğan gibi bir liderlik çok önemli. İkincisi Kürt hareketinin büyük bir bölümünü ikna edebilecek olan Öcalan’ın kararlılığı çok önemli.

Ama sadece bunlardan ötürü diğer görüşmelerden farklılaşmıyor. Bu kararlılığın arka planında birden fazla nedenler var. Bu kararlılık o sayede ortaya çıkıyor.

Neler bunlar?

Birincisi, bu devlet Kürt meselesini farklı yöntemlerle çözmek için akla hayale gelmeyecek her yöntemi denedi. Bu denediği şeyleri belki 5-10 yıl sonra öğrenebileceğiz. 1990’ların deyimiyle, 'oralarda neler olduğunu' bilme şansımız yok.

İkincisi, Kürt hareketi de her şeyi denedi. Onun da denediği yöntemlerin izahı mümkün değil. Büyük günahlar işledi PKK. Bu günahlar sürekli gölgeledi onu. Kürtlerin mağduriyeti, acısı hep gölgede kaldı ve Kürtlerin problemlerini tartışmaya hiç vakit bulamadık. PKK şiddetini tartıştık.

Bir başka şey; bölge de çok şey değişti. Bölgede artık tek silahlı güç PKK değil. En önemlisi bu oldu. Suriye’de herkes silahlı güce dönüştü. Mantar gibi örgütler türedi ve o örgütlerin çoğunun ne dini, ne imanı, ne ahlakı var. Onları durdurabilme şansı sıfıra doğru gidiyor.

Ayrıca PKK, Kürtlerin tarihsel dokusu dışında, Şii halkın içinde kendini buldu. Bu bir çatışmaya gittiği zaman PKK’yi de bitirecek bir durum. Nerede duracak? Çünkü Kürtlerin büyük çoğunluğu Sünni.

Ama en önemlisi devletin kurumsal anlamda dönüşümünü tamamlamasıdır. Bu devlet bu coğrafyada en sorunsuzu şu anda. Ama Kürt meselesi gibi bir sorunu var. Bunu ancak bir demokratikleşmeyle çözebilir.

'1 Mayıs'ta çekilme olacak'

Görüşmelerin yeniden başlaması Eylül 2012’ye denk geliyor anlaşılan...

2012 Şubat’ta Öcalan’ın Başbakan’a gönderdiği mektup vardır. “Bu bir darbe girişimidir. Müdahale etmek gerek,” diyor. “Orta Doğu’daki gelişmeler sizi de beni de götürecek gelişmelerdir,” diyor. Bilinenin aksine bu görüşmeler hiç kesilmedi ama düzeyi farklılaştı. Düzeyin en yüksek evreye gelmesi Eylül’e denk geldi ama öncesi var.

Çekilme takvimiyle ilgili bir öngörünüz var mı?

Evet, 1 Mayıs’ta çekilmenin başlayacağını öngörüyorum. 18 Eylül 2012’de söylemiştim. "1 Mayıs’ta çekilme olacak" demiştim.

İlgili haberler