İskenderiye: Müslüman Kardeşler'in kalesinden izlenimler

Çocukluğumda İskenderiye'ye gidişlerimizde son durak, Sidi Cabir istasyonuna vardığımızde ne kadar sevindiğimi hatırlıyorum. Oradan deniz görünmezdi ama evime geldiğimi hissederdim.

İskenderiye'den ayrılalı onlarca yıl geçti ama şimdi bir gazeteci olarak geriye döndüğümde bazı şeylerin değiştiğini görüyorum. Tren yolculuğu şimdi üçbuçuk saatten biraz daha fazla sürüyor. Çok yavaş ve bakımsız bir tren. Yol boyunca çok defa sinyal hatası yüzünden duruyor. Hızlı trenle iki saatte gidilen bir yol aslında.

Benim sabırsızlandığımı gören bir yolcu, "Kazadan sonra çok tedbirli davranmaya başladılar" diye açıklama yapıyor.

Bir kaç hafta önce Giza'daki Badraşin bölgesinde meydana gelen bir tren kazasında 19 kişi ölmüş 100'den fazla kişi yaralanmıştı. Kasım ayında ise Kahire'nin güneyindeki Manfalut bölgesinde bir trenin otobüse çarpması sonucu 4 ile 6 yaş arası 50 çocuk ile sürücüleri ölmüşlerdi.

Çocukluğumda tatlı bir macera gibi yaşadığım yolculuk, şimdi hayatımla kumar oynuyormuşum hissi veriyor.

Sahil şehri

Sidi Cabir tren istasyonu ise, son zamanlarda İskenderiye'de yaşanan toplumsal olayların çoğunun geçtiği bir yer olmuş. Geçen yılın Kasım ayında Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi kendisine yeni yetkiler veren kararnameleri yayınladığı zaman binlerce kişi, protesto için buraya toplanmıştı.

Kentte değişmeyen şeylerden biri deniz. İskenderiye'yi belirleyen bir sahil şehri olmasıdır. Çok parçalı kültürel mirasını da işte bu sayede tarihi olarak dışarıya açık olmasına borçludur.

Çocukluğumda anneme "Kahire'nin niye sahili yok, her şehrin sahili olması gerekmez mi?" diye sorduğunu hatırlıyorum.

Sahil, İskenderiyelilerin günlük hayatın dertlerinden kaçmak için gittiği yerdir. Son iki yılda da muhtemelen çok sık kaçma ihtiyacı duymuş olmalılar.

25 Ocak devriminin ikinci yıldönümünde Kahire, İskenderiye, Süveyş ve İsmailiye kentlerinde şiddet olayları yaşandı.

Süveyş'te o gün en az beş kişi öldü, ülke çapınla yüzlerce yaralı vardı.

Mısır'ın diğer bölgeleri gibi İskenderiye de Mübarek'in devrilmesinden bu yana kutuplaşmış durumda. Her yerde olduğu gibi iki konu öne çıkıyor, ekonomi ve can güvenliği.

İbrahimiye, İskenderiye'nin tarihi bölgesinde bir mahalle. Ninemin evi burada, çevresini saran gökdelenlerin gölgesi bütün mahalleyi kaplıyor.

Amina ninemin meşhur hamur işleriyle beraber çayımızı içerken ona son iki yıldır Mısır'da ve İskenderiye'de olanlar hakkında ne düşündüğünü sordum.

"Şurda hemen, anacaddede çatışmalar oluyordu, silah sesleri duyuyordum" diyor.

"O kadar çok insan öldü ki. Ölen gençlerin annelerini görsen için parçalanır. Şu an da İskenderiye'de can güvenliği diye bir şey yok" diye devam ediyor.

'Şeker oyları'

Kuzenim Heba Saad hem çocuklarının gittiği ana okulunu yönetiyor hem de kocasının eczanesine yardım ediyor. 2012 Haziranında yapılan seçimlerde Mursi'ye oy verdi.

"Umutlanmıştım" diyor. "Çok acı çektiklerini, önceki rejimden çok çektiklerini dolayısıyla daha iyisini yapacaklarını düşündüm. Ama öyle olmadı. Sanırım Mısır'ın çıkarlarından çok Müslüman Kardeşler'i nasıl güçlendireceğini hesapladığı için böyle oluyor."

Konuştuğum insanlardan bazıları Müslüman Kardeşler'i oy satın almakla suçluyor. Müslüman Kardeşler'in yıllar boyunca yaptığı taban çalışması ile özellikle yoksul kesimler arasında sağladığı desteği esasen "yardım dağıtmaya" borçlu olduğunu söylüyorlar.

Bu iddiaları Müslüman Kardeşler'in önde gelen mensuplarından Muhammed Sudan'a yönelttim.

"O zaman kendileri daha iyi hizmet götürsünler" diye yanıtladı Sudan muhalefeti kastederek.

"Bizden daha zenginler. Onlar da halka benzin, şeker, et dağıtabilir. Bu bir yarıştır. Müslüman Kardeşler ya da Selefileri insanlara ihtiyaç duydukları şeyleri dağıtıyorlar diye suçlayamazsınız."

'İslama oy verdik'

İskenderiye'nin merkezinde, Mahatet el Raml'ın sokaklarında, baştan ayağa nikab ile örtünmüş iki kadın Şadiye ve Mediha, Mursi'ye oy verdiklerini çünkü İslama oy vermek istediklerini söylüyorlar.

"Mursi iyi bir Müslüman. Kuran'ı biliyor."diyor Şahide.

"Kuran'ı bildiği için, aldatmayacak , yolsuzluk yapmayacak" diye açıklıyor Mediha.

Fakat yine de iki yıl sonra ikisi de biraz hayal kırıklığı yaşıyor. İskenderiye'nin yoksul bir mahallesinde yaşıyorlar ve polisin asla görünmediği mahallede hırsızlığın, kabadayılığın alıp yürüdüğünü anlatıyorlar.

Diğer bir kesim insan için ise en büyük problem İslamcıların iktidara gelmiş olması. Doktor Mahmud Abuduma İskenderiye'de bir tiyatro ve kültür merkezinin yöneticisi.

"Mısır'da dindarlığı özellikle de Müslüman Kardeşler ve Selefilerin ne kadar güçlendiğine baktığımda, en çok özgürlüğümün, ve başka insanların özgürlüğünün elinden alınmasından korkuyorum. Bilmiyorum ama doğaları itibariyle kültürel şeylere karşı olduklarını hissediyorum. Dini bir faşizm bu" diyor.

Kuşkusuz Müslüman Kardeşler ve Muhammed Sudan gibi mensupları katiyyen böyle bakmıyor. Sudan, Müslüman Kardeşler'in herkes kadar yurtsever ve Mısırlı bir hareket olduğunu savunuyor.

"Müslüman Kardeşler Mısır halkının düşmanı değil. İnsanları İslamcı hareketlere üye olanlar-olmayanlar diye ayırıyor muyuz?" diye soruyor.

Fakat yine de bölünmüşlük duygusu yaygın, özellikle de İskenderiye'de.

Kaid İbrahim Camii, ayaklanmanın 18 günü boyunca İskenderiye'nin Tahrir meydanıydı.

Milyonlar caminin çevresinde Hüsnü Mübarek'in istifası talebiyle toplanmış, düştüğü zaman da yine burada kutlamışlardı.

Burası son zamanlarda Cumhurbaşkanı Mursi yandaşları ve karşıtlarının çatışma alanına dönüştü.

İlgili haberler