Suriye savaşı dinsel çatışmaya dönüşüyor

ABD'nin eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger bir zamanlar, gerilla savaşında asilerin kazanmış sayılması için yenik düşmemesinin yeterli olduğunu söylemişti.

Fakat düzenli ordu açıktan kazanıyor görünmüyorsa, savaşı kaybediyor demektir.

Suriye krizi şimdilik bu vecizeyi tersine çevirmiş görünüyor.

Ayaklanma başladığında Batı ve Körfez'deki müttefikleri bunun birkaç hafta ya da birkaç ay sürmesini bekliyordu, yıllar boyu değil.

Bugün savaş bu kadar uzun sürünce Şam rejimi, kaybetmediği sürece kazandığını düşünüyor.

Bu yeni özgüven, İran ve Rusya'dan sürekli aktığı düşünülen silahlarla birlikte rejimin daha önce kaybettiği bazı bölgeleri geri almasını sağlıyor.

Başkent Şam'da top sesleri arasında rejimin, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) savaşçılarının aylar süren çatışmalar sonucunda denetimi ele geçirdiği bölgelerden yavaş yavaş çıkarıldığını görürsünüz.

Suriye'de durum çok karışık. Orada olup bitenler kafanızı karıştırmıyorsa durumu anlamıyorsunuz demektir.

Fakat dış dünyaya krizi daha az karmaşık göstermek için politikacılar ve gazeteciler işi iyi-kötü kavgası olarak yansıtıyor. Yani ÖSO ile Cumhurbaşkanı Beşar Esad rejimi arasındaki bir çatışma.

Bu çatışmada rejim de oynayacağı rolü oynadı; bugüne kadar 70 bin kişinin öldüğü tahmin ediliyor.

Fakat krizin neden bu kadar zorlu olduğunu anlamak için önce iki şeyi anlamak gerekiyor.

'Silahlı adamlar'

Birincisi, sürekli işittiğiniz ÖSO diye bir şey yok.

Silahlı Adamlar anlamına gelmek üzere SA kısaltması daha yerinde bir deyim olacaktır. Çünkü bu adamları bir araya getiren tek şey silahlı olmaları ve aynı yönde ateş etmeleri.

"Ordu" kelimesi komuta kademelerine sahip bütünlüklü bir gücü ifade eder. Kuruluşundan bu yana iki yıl geçmiş olmasına rağmen bu ÖSO açısından hâlâ hayali bir durum.

El Kaide bağlantılı cihatçıların ve silahlı suç çetelerinin sahneye dahil olmasıyla durum giderek daha karmaşık bir hal aldı.

İkincisi, Suriye muhalefetinin konferanslara katılmak ve mühim konuşmalar yapmak için dünya başkentlerini dolaşan siyasi önderliği aslında kimseye önderlik etmiyor. Alanda çatışan savaşçılar bir yana, kendileriyle aynı odadaki delegeleri bile zor kontrol ediyorlar.

Bu iki olgu, Suriye krizinin neden şimdiye kadar siyasi bir çözüme ulaşma belirtisi göstermediğini açıklamaya yardımcı oluyor.

Amerika adım atmıyor; çünkü ne yapacağını ya da kiminle yapacağını bilmiyor. Avrupa ülkeleri de öyle.

Beyrut ve Şam'da geçirdiğim son birkaç gün, uluslararası toplum temsilcileri, Batılı diplomatlar, ÖSO aktivistleri ve Suriye rejimi destekçileri ile yaptığım görüşmelerden çıkardığım sonuç şu ki kimse bu krizi nasıl sona erdireceğini bilmiyor.

Bütün tarafların üzerinde anlaştığı tek şey bu sayılır.

S. Arabistan ve Katar'ın 'işe karışması'

Bu ülkelerin ikisi de ne içerde, ne de dışarda demokrasi savunucusu.

O halde "özgür dünya" Suriye'de demokratik bir ayaklanmanın zalimce bastırılmasına seyirci kalırken nasıl oldu da özgür olmayan Körfez'den şövalyeler halkın özlemlerini desteklemek ve silahlandırmak için yardıma koştu?

Bu soruyu yanıtlamak kolay: Böyle bir şey olmadı.

Suudi Arabistan ve Katar kendi çıkarları nedeniyle Suriye sorununa müdahil oluyorlar. İsyancıları silahlandırmalarının özgürlük, demokrasi ve insan haklarıyla hiçbir ilgisi yok.

Esad'ın Alevi toplumu Şiilikten ayrılma bir grup. En yakın müttefikleri Şii İran.

Sünni Suudi Arabistan ise Şii İran'dan nefret ediyor ve Suriye'deki savaşı kullanarak onu zayıflatmaya çalışıyor.

Suudilerin ilgisi İslam'da ayrı mezheplerin ortaya çıktığı 1300 yıl öncesine kadar gidiyor. Suriye'deki iç savaşın sonucu hakkındaki emelleri orada başlıyor, orada bitiyor.

Katar'daki durum ise daha karmaşık. Katar'ın dış politikasının ufak ayrıntılarını kimse anlamıyor, belki Katarlıların kendileri bile. Küçük ülkeler önemli oldukları hissini duymak ve büyük dostları olsun ister.

Katar büyük para sahibi küçük bir ülke. Arap Baharı sonrasının Ortadoğusu'nu büyük bir tombala olarak görüyor ve bir yerlerden bir şeyler kazanmak için paralarını kullanarak mümkün olduğu kadar çok bilet almak istiyor.

Kazanacakları ödül, maliyetlerinin çok altında olabilir, ama kendilerine ait olacaktır. Önemli olan kazandıkları ödülün niteliği değil, kazanmalarıdır.

Katar, bölgedeki karmaşa sona erdiğinde çok sayıda minnettar dostu olsun istiyor, gelecekte ona destek olacak dostları.

Suriye'de kesin olan tek şey kaybeden tarafın kim olduğu: Suriye halkı.

Onlar yaşamlarını, evlerini, varlıklarını kaybediyor. Çocukları çocukluklarını kaybediyor.

'Toplumsal kriz'

Suriyeliler ayrıca Suriye'yi kaybediyor; çünkü bu kriz uzadıkça toplum kimliğini daha fazla yitiriyor.

Krizle başetmeye çalışan gerçekten bilgi sahibi az sayıdaki kişiden biri "Ülkedeki siyasi kriz toplumsal krize evriliyor" diye açıklıyor durumu.

Bu toplumsal kriz giderek artan dinsel ayrılıklara dayalı şiddet olaylarında kendisini gösteriyor.

Ülke çapında her gün korkunç olaylar yaşanıyor, hiçbiri kendi başına uluslararası ya da yerel medyanın dikkatini çekecek kadar büyük olmayan, ama her biri bu ülkenin zayıf din ve mezhep örgüsünün bir parçasını kıran olaylar.

Her biri, bir dini topluluğun bir üyesi tarafından işlenmiş bir suça kurbanın dini topluluğu tarafından yapılan bir intikam eylemi.

Kadınlara Alevi ya da Sünni olmaları nedeniyle ve eşleri çatışmalara katılıyor varsayımıyla tecavüz ediliyor.

Hristiyan kadınlar başlarını örtmediği için Selefi savaşçılar tarafından otobüsten indirilip saldırıya uğruyor.

Cinayetler intikam katliamlarını getiriyor.

Suriye krizi ne zaman sona erecek? Allah bilir.

Allah bilir, çünkü bu kriz giderek özgürlük nedenini yitirip dinsel nedenlere dayanıyor.

Suriye savaşı, etkileri ülke sınırlarını aşacak bir dinsel çatışmaya dönüşüyor.

Başlangıçta bunu engelleme şansı vardı. Bu şans artık yitirildi.

İlgili haberler