Gezi Parkı Forumları: Siyaset mi, sivil direniş mi?

Gezi Parkı protestolarının en ilginç sonuçlarından biri de İstanbul’un bazı semtlerindeki parklarda düzenlenen forumlar oldu.

Beşiktaş, Kadıköy, Beyoğlu, Üsküdar, Fatih, Eyüp gibi şehrin farklı ilçelerinde yaşayanlar akşamları biraraya gelerek Gezi eylemlerinin ardından nasıl bir yol izleneceğini tartışıyor.

Beşiktaş’taki Abbasağa Parkı katılımların en yoğun olduğu parklardan biri. Her akşam TSİ ile 21:00’da başlayan forum parkın içindeki küçük bir amfi tiyatroda yapılıyor.

Konuşmak isteyenler adını yazdırıyor ve iki dakika içinde görüşlerini özetlemeleri gerekiyor. Buna uymazlarsa sesli ya da “bağla” anlamına gelen el işaretleriyle tepki alıyorlar.

Forumun modaratörü Beşiktaşlı bir esnaf. Konuşmacıları bir kadın bir erkek şeklinde sıraya koyuyor. Orta yaşlı bir kadın mikrofunu aldığında “Ben hem CHP’liyim hem de Müslümanım” diye söze başlıyor.

Foruma gelenlerin çoğunun da böyle olduğunu ima edince bazı kolların çapraz yapılarak havaya kalktığını görüyoruz.

Bu “hayır” demek. Hoşa giden konuşmalar ise eller havada sallanarak karşılanıyor. Alkış mahalle halkını rahatsız etmemek adına kullanılmıyor.

Bir konuşmacı yaklaşan yerel seçimlerde aktif bir biçimde var olmak gerektiğinden başka biri Gezi eylemlerinde yaşamını yitiren kişiler için hazırlanacak anma defterinden, kimisi ise polis şiddetine uğrayanlar için hukuki bir zemin oluşturulmasından söz ediyor.

Her cumartesi Taksim'e önerisi

Genç bir kadının her cumartesi belli bir saatte Taksim’e gidip eylem yapma önerisi büyük beğeni topluyor.

Öte yandan Abbasağa Parkı içinde çalışma grupları oluşturulduğu ve kendi uzmanlık alanına göre katkı sağlamak isteyenlerin isimlerini yazdırması da isteniyor.

Bilim, kadın, sağlık, eğitim, esnaf, medya, LGBT ve hayvan hakları gibi 15 ayrı çalışma grubu faaliyet gösterecek.

Abbasağa Forumu’nu her gece izleyen mühendis Pınar Hacıoğulları bu forumları “bir eğilim yoklaması” olarak tanımlıyor. Arzusu yerel konulara ait çalışmaların da yapılacağı bir sonuç çıkması. Forumlarda siyasi bir yapı altında birleşmeye yönelik taleplerin de gündeme getirildiğini söylüyor Hacıoğulları, ancak o bu görüşe destek vermiyor.

“Bu halk direnişinin ardından doğrudan müdahale etme kanalı açıkken ve aslında pek çok kazanımı edinmişken tekrar bunları sandığa sıkıştırmanın pek iyi olmadığını düşünüyorum” diyor Pınar.

Ona göre olayı parti ya da sandık boyutuna indirgemektense halkın doğrudan yönetim ve karar mekanizmasına sahip olacağı bir yapıyı kurabilmek. Bu tür doğrudan bir siyasete katılım için belediye meclisi, muhtar adayları, halk meclisi ya da halk panosu gibi görüşlerden söz açıyor.

27 yaşındaki Önder Oymak ise siyasi bir oluşum yaratılmazsa Gezi hareketinin söneceğini ve somut bir noktaya varamayacağını savunuyor. “Bu sonsuza kadar böyle süremez. Demokrasinin belli kuralları ve işleyişi var ve bizim onları kullanmamız gerekiyor.

Yarın öbür gün havalar kötü olunca kimse gelemeyecek buraya. Herşey iyi ve yerindeyken birşeyler yapılmalı” diyor. Ancak genç adam mevcut siyasi partilere de kuşkuyla yaklaşıyor. “Buradaki insanların çoğunun bugünkü siyasilerden hiçbir beklentisi yok.

Onlara sorduğunuzda benim siyasi düşüncemi temsil eden bir parti yok diyeceklerdir”. Türkiye’deki seçim barajı göz önüne alındığında yeni bir partinin meclise etkin bir biçimde girmesinin kolay olmadığı gerçeği gençlerin önüne pembe bir tablo koymuyor.

“Gezi eylemleri mevcut siyasi partilere kendilerine çeki düzen vermek adına bir mesaj vermiş olabilir. Ama gönül ister ki aramızdan bir parti adamı çıksın ve şu insanları alıp götürsün arkasından”.

Gezi ruhunun bir lider partisiyle var olup olamayacağını sorduğumuzda Oymak “Lider partisi değil ama lider bir kişi olmalı. Ama o kişi kim?” diyor.

Örgütsüz, plansız, lidersiz ve çok kimlikli Gezi hareketi yönünü aramaya devam ediyor.