Almanya'da seçime doğru: Merkel neden rahat görünüyor?

Almanya'da seçimlere 6 hafta kala ülkede seçim havası yok gibi.

Ne partiler arasında ciddiye alınabilecek ölçülerde bir tartışma, ne de bir anlaşmazlık var.

Almanya sanki 22 Eylül'de genel seçim olmayacakmış gibi, ülkesi ve insanlarıyla sakin huzurlu bir yaz geçiriyor.

Tabi bunda ülkenin bir süredir tatil rehavetine girmiş olmasının da etkisi var.

Okullar kapalı, havalar bu yaz alışık olmadık ölçülerde sıcak.

Zaten sadece vatandaş değil, politikacılar da tatilde.

Gerçi politikacıların bir kısmı, hazır ülke tatil rehavetindeyken, ve vatandaş da -bu yaz gerçekten güzel giden- havalar nedeniyle bu kadar keyifliyken, onları yaşadıkları yerde "varlığımızdan haberdar edelim" diyerek, seçim bölgelerine akın etmiyor da değil.

Nitekim parti listelerinde özellikle bıçak sırtı sıralarda olup, ya parlamentoya hiç girememekten korkan milletvekili adayları ya da bir daha girememekten korkan eski milletvekillerinin bir kısmı yollara düştüler.

Sırf bu yüzden Alman basınında, güzel bir deniz manzarası eşliğinde balıkçıların derdini dinlerken ya da Almanya'nın kırsalında daha bu bahar doğmuş danaları severken görüntülenen politikacı fotoğraflarına sıkça rastlamak mümkün.

Ama bu tür fotoğrafların ve onlara eşlik eden, sevimli politikacı röportajlarının Almanya'yı seçim havasına taşıyabileceği bile şüpheli. Çünkü en nihayetinde, Almanya'yı gerçekten zorlayan ve bu yüzden seçmeni hükümet değişikliği konusunda daha şimdiden düşünüp taşınmaya sevk edecek herhangi bir sorun görünmüyor ortada.

Güllük gülistanlık bir Almanya

AB'nin güneyi ve doğusu ekonomik sorunlarla boğuşurken Almanya göreceli olarak daha rahat.

Cari açık diye bir problem yok. Ekonomik büyüme sene başında açıklandığı rakamlarda seyrediyor. İşsizlik yaz mevsimine rağmen düşmeye devam ediyor. İhracat gayet iyi görünüyor. Alman kamuoyunu "bizler ve ötekiler" diye geren bir konu da bulunmuyor.

Zaten olsa da, ortak paydası "uzlaşma" olan bir ülkede, siyasetçilerin bu bağlamda kendilerine herhangi bir çıkar sağlaması pek mümkün olmuyor.

Ama tabi yine de ufak tefek pürüzler yok değil.

Örneğin Almanya'nın ürettiği ve Nato nezdinde faaliyet göstermesi öngörülen insansız keşif uçağı EuroHawk konusunda 500 milyon Euro'nun heba edildiği bir skandalın yankıları dinmek bilmiyor.

Ne de olsa Alman kamuoyu, vatandaşın vergilerinin çarçur edildiği skandallara karşı ezelden beri hassas.

Bir de iki kez diktatörlük yaşamış ülkede, vatandaşın istihbarat birimleri tarafından dinlenmesi ve izlenmesine karşı çok büyük bir alerji var. Nitekim ülkede bu alerjiyi dindirmek için vatandaşın kişisel bilgi ve mahremiyetini koruyan çok kapsamlı yasalar mevcut.

Bu yüzden Moskova Havalimanı'nda bekleyen Edward Snowden'ın basına sızdırdığı ABD Ulusal Güvenlik Kurumu NSA'in yürüttüğü telefon ve internet kayıtlarını izleme programıyla ilgili gelişmeler Alman kamuoyunu fazlasıyla meşgul ediyor.

Amerikalıların istihbarat faaliyetlerini özellikle "dost ve kardeş ülke" konumundaki Almanya'da gayet yoğun uygulayıp, ayda 500 milyonu aşan sayıda telefon görüşmesini, internet arama faaliyetini ve e-postayı takip etmiş olması, tatil rehaveti, yaz sıcağı demeden bu hafta sonunda da yine Almanları sokağa döktü.

Zaten Başbakan Merkel ve koalisyon hükümetini son haftalarda zorlayan belki de tek konu, Amerikalıların bu istihbarat faaliyetleri.

Amerikan istihbaratının faaliyetlerinden Alman istihbaratının da faydalandığının ortaya çıkması ise haliyle öfkeyi arttırdı.

Ancak son anketler, kamuoyunda bu konuda oluşan kızgınlığın Merkel hükümetinin geleceğini tehdit edecek bir seviyede olmadığını ortaya koyuyor.

Almanya'da bu hafta seçim olsa

Almanya'da bu Pazar seçim olsa, kamuoyu yoklamalarına göre Başbakan Merkel'in Hıristiyan Demokrat Partisi %42 oy oranıyla yine birinci parti oluyor.

Anketlerde ana muhalefet partisi Sosyal Demokratlar yine %25'i geçemiyor.

Öteki partiler için anketlerde çıkan rakamlar çeşitli koalisyon olanaklarına işaret etse de, bu olasılıkların hepsinde Başbakan Merkel'in partisi en güçlü ortak olarak kendine yer buluyor.

Bu durumda Başbakan Merkel'in iktidardan ayrılmasına ihtimal verilmiyor.

Merkel kendisinden emin

Başbakan Merkel de rahat görünüyor.

O kadar eminki seçim sözünü belki de en az zikreden o.

Ancak Merkel'in seçimlere dair en fazla göze batan tutumu bugüne dek ana muhalefet partisi Sosyal Demokrat Parti SPD'nin lideri ve Başbakan adayı Peer Steinbrück'ün adını bir kez bile ağzına almamış olması.

Siyasi gözlemciler Başbakan Merkel in siyasi başarısının tam da bu ayrıntıda gizli olduğu kanaatindeler.

Nitekim Merkel az ve öz konuşan bir politikacı.

Son sözünü her zaman sona saklayıp koalisyon içinde patlak veren tartışmaları bile bu şekilde hızlıca bitirmesiyle ünlü.

Ama bu tutumu konuşmadığı zamanlarda hiçbir şey yapmadığı anlamına gelmiyor.

Aksine, Başbakan Merkel partisi ve hükümeti içinde rakiplerini "sustalı maymun misali" kontrol altında tutma becerisiyle tanınıyor.

Ama aynı zamanda da tartışma ve kavgadan hiç korkmayan bir politikacı. Tartışmalar ve kavgalar kendi hükümeti içinde vuku bulsa bile.

Nitekim Merkel koalisyon içinde patlak veren tartışmalara önce hiç müdahale etmeyip, kendiliğinden hız kaybetmesini bekliyor; "müdahale talebi" sadece muhalefetten değil kendi hükümetinden de gelmeye başlayınca son noktayı koyuyor.

"Bir adım sen, bir adım ben" hedefiyle hemen her konuda "uzlaşmanın yolunu bulmayı" şiar edinen Alman kamuoyunda Başbakan Merkel'i seven de sevmeyen de işte en çok bu yüzden onun başbakanlığına güveniyor.

Nitekim anketlerde oyunu başka partiye vereceğini söyleyen seçmenler bile, yine de başbakan olarak Merkel'i görmeyi istediklerini ifade ediyorlar.

Egemen Bağış'ın beklentisi boşa çıkabilir

Bu durumda, Türkiye'de Gezi olayları sırasında AKP hükümetini sert biçimde eleştirdiğinde, Merkel'i 'sırf Türkiye'ye dil uzattığı için iktidardan düştüğünü' varsaydığı eski Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy'le karşılaştırıp uyaran AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış'ın beklentileri boşa çıkabilir.

Ancak bir başka "Türk unsuru" pekâlâ Merkel'i zor duruma düşürebilir.

Almanya'da 2009 yılında yapılan son genel seçimlerde yaklaşık 600 bin Türkiye kökenli geçmen de oy kullanmış, hatta beş Türk kökenli Alman milletvekili Federal Parlamento'ya girmişti.

Eylül ayındaki seçimlerde de yine en az bir o kadar Türkiye kökenli seçmen oy kullanma hakkına sahip.

Özellikle Ana Muhalefet Partisi Sosyal Demokratlar, ve diğer muhalefet partilerinden Yeşiller ve Sol Parti, Türkiye kökenli seçmenlere Başbakan Merkel ve partisinin şiddetle karşı çıktığı "çifte vatandaşlık hakkını" vaat ediyorlar.

Gerçekten de Türkiye kökenli seçmenlerin 22 Eylül seçimlerinde tercihlerini çifte vatandaşlık hakkı vaat eden partilerden yana yapmaları halinde, Başbakan Merkel'in haz etmeyeceği şekilde muhalefet partilerinden de en az birinin yer aldığı bir koalisyon hükümetine sebep olmaları mümkün.

İlgili haberler