Ergenekon'un varları ve yokları

Ergenekon Davası sürecine son nokta koyulduğu düşünülse de, 5 Ağustos kararı aslında bir virgül niteliğinde.

Yargı yolu hâlâ açık ve ilk durak Yargıtay olacak.

Yaklaşık 6 yıldır süren tartışmalar uzun bir süre daha devam edecek.

Dava kimine göre demokratikleşme yolunda atılan dev bir adımdı, kimine göre iktidarın muhaliflerini dizayn etmek adına izlediği bir yoldu.

İçeriği açısından Türkiye'nin en önemli davasıydı belki, ama davayı yakından izleyen belli bir kesimin dışında gösterilen ilgi adına yakışır nitelikte değildi.

Tahliye beklentileri, mütalaanın açıklanması gibi kritik günlerde duruşma salonu ve çevresi doldu taştı.

Buna karşın yaklaşık 600 duruşmanın çoğunda sadece davanın müdavimi 15-20 sanık yakını, sürekli takip eden gazeteciler ve arada bir uğrayan birkaç köşe yazarı dışında kimse yoktu.

Ancak davaya hâkim olmanın yolu duruşma salonunun havasını solumak, fırsat oldukça mahkeme heyeti üyeleriyle, avukatlarla ve zaman zaman tanıklarla temas kurmaktan geçiyordu.

Ayrıca izleyici sıralarının boş olduğu günler, özellikle hukuk fakültesi öğrencileri için hukukun nasıl işlediği, ya da işlemediğinin yerinde görülmesi için kaçırılmaması gereken bir fırsattı aslında.

Böylesine kapsamlı bir davayı herkesin tüm detaylarıyla bilmesi elbette beklenemez.

Ama Türkiye'de bu davanın ne anlama geldiği konusunda hiç bilgisi olmayan bir kesimin varlığı da inkâr edilemez.

23 iddianame

Bir mahkemenin tek bir dava dosyasını aylar hatta bazen yıllarca ele aldığı düşünüldüğünde 23 iddianamenin birarada toplanması davanın gerektiği gibi ele alınıp alınmadığı konusunda güçlü şüpheler doğurması açısından yeterliydi.

Bir mahkemeye bu kadar yük fazlaydı ve vereceği kararın eleştirilmesi kaçınılmazdı.

Gazetecilik açısından da bıçak sırtı gibi bir konuydu Ergenekon davası.

Mahkeme salonunun yanındaki basın odası bunun en belirgin göstergesiydi.

Bir yanda iddialara suçlamalara temelinden inanan ve öyle aktaran, diğer yanda davaya tamamen düzmece olduğu gözüyle bakan ve konuyu her yönüyle aktarmaya çalışan gazeteciler bir aradaydı.

Tarafı belli olanlar açısından sorunlar belli başlıydı, ama konuyu ortadan aktarmaya çalışanlar açısından durum biraz sıkıntılıydı.

Onlar kimine göre yandaş, kimine göre Ergenekoncuydu.

Soruşturma süreci dâhil 6 yıllık sürecin başlangıcında "artık Türkiye faili meçhulleriyle, derin devletiyle, mafyasıyla, darbesiyle hesaplaşıyor" beklentisi hakim olsa da süreç içinde ortaya çıkan bir çok çelişki bu beklentiye gölge düşürmeye yetti.

Hukukçuların azımsanamayacak bir bölümü iddianamelerin ''cemaat güdümlü olduğu düşünülen polisler'' tarafından hazırlanan fezlekelerin bir kopyası olduğu görüşündeydi.

Dellilerdeki çelişkiler

Kuşkusuz, duruşmalarda kimi zaman masalara vurularak, kimi zaman bağıra çağıra tartışılan en belirgin konu, bu iddianamelerin temel dayanağı olarak gösterilen delillerdi.

Deliller çelişkilerle doluydu. Geriye dönüp bakıldığında bu konuda yanıt bekleyen o kadar çok soru var ki...

İşte sadece bir kaçı;

Örneğin 2. Ergenekon davasının en önemli delilleri arasında yer alan meşhur 51 no'lu DVD.

Emekli Albay Levent Göktaş'ın ofisinde bulunduğu belirtilen DVD'nin içeriği ciddi iddialarla doluydu.

Göktaş' "getirin suç delilimi bir göreyim" dediğinde adli emanette kaybolduğu ortaya çıktı.

Sonra bulundu ama bu kez çatlak olduğu söylendi.

Ardından da bir kopyasının alınmış olduğu uzun yazışmalar sonucu anlaşıldı ama bu konu bir muamma olarak hafızalarda kaldı.

Bazı sanıklar açısından somut inandırıcı deliller ortaya koyulsa da, Ergenekon davası, içeriğinden çok bu tür çelişkilerle gündemdeki yerini korudu.

Hem tanık, hem sanık, hem de gizli tanık

Davanın inandırıcılığı konusunda belki de en önemli soru işareti Danıştay'a düzenlenen saldırının dosyaya dâhil edilmesiyle atılmıştı.

Davaların birleştirilmesi, sorgu sırasında kendisine "Osmanım" diye hitap edildiği ortaya çıkan, saldırının azmettiricisi olduğu gerekçesiyle müebbet hapse mahkûm olan Osman Yıldırım'ın ifadeleriyle sağlanmıştı.

Bu ifadeler ''gizli tanık 9'' tarafından doğrulandı.

Ama sonradan bu gizli tanığın Osman Yıldırım'ın ta kendisi olduğu ortaya çıktı.

Davanın hem sanığı, hem tanığı, hem de gizli tanığı olma özelliğini taşıyan Yıldırım, bir telefon görüşmesinde karşısındaki kişiye saldırının faili Alparslan Aslan'i övüyor, "Eline sağlık ne güzel yapmış, Allah'ın askeri" diye anlatıyordu.

Kimi hukukçulara göre, sadece bu ayrıntı bile Yıldırım'ın olayla ilişkisini ortaya koymaya yeterliydi.

Ankara mahkemesinin Yıldırım hakkındaki müebbet kararı Yargıtay'da bozuldu, İstanbul mahkemesinde de beraate dönüştü.

Mahkemenin gerekçeli kararında bu konuya açıklık getirmesi, üzerinde önemle durulması gereken bir konu.

Tuncay Güney'in iddiaları

Ya Tuncay Güney?

Başlangıçta dosyanın en kilit ismiydi.

İfadeleri Ergenekon iddianamesinin temeliydi adeta.

Savcıya vereceği yanıtlar önemliydi.

Polis sorgusunda kaydedilmişti bu ciddi iddiaları.

Kaydın bir bölümünün de kasıtlı olarak silindiği iddiası da var.

Darbeden, mafya konularına kadar bir çok iddiada bulunuyordu.

İddiaları sanıklara suçlama olarak döndü, ama halen Kanada'da olduğu bilinen Güney'e mektup yöntemiyle sorular yöneltilmesine rağmen yanıt alınamadı.

İmha edilen 'kanıt bombalar'

Ümraniye bombaları. Gecekondunun tavan arasında bulunduğu iddia edildi.

İddiaya göre örgütün bombalarıydı.

Ama davanın ilerleyen aşamalarında "muhafazası riskli" olduğu gerekçesiyle imha edildiler.

Bu risk askeri depolarda tutulan tüm el bombaları için geçerli miydi? Ya da, en azından Yargıtay süreci beklenemez miydi?

Tutuklu milletvekilleri

Bir diğer merak konusu da davanın simge isimleri haline gelen tutuklu milletvekilleri hakkında verilen kararlar.

CHP İzmir milletvekili Mustafa Balbay ve Zonguldak milletvekili Mehmet Haberal.

Her ikisi hakkında da darbeye teşebbüsten ağırlaştırılmış müebbet istemi vardı.

Haberal tahliye edildi Balbay, hala Silivri'de. Neye göre?

Duruşmalardaki iyi hallerinden, tutum farkından mı?

Pek bir fark yoktu, ama karar çok farklı oldu.

Aradaki fark Balbay'ın bilgisayarından çıktığı iddia edilen ''darbe günlükleri''nden olsa gerek.

Tabi bu konuda mahkemenin değerlendirmeye aldığı bir çok kriter vardır elbette.

Mahkeme kararında başlıklar halinde durum açıklanıyor, ama bu soru gerekçeli kararda ayrıntılarıyla yanıtlanana kadar kafaları kurcalayacak gibi.

Gizli tanıklar

Ve gizli tanıklar. Türkiye gizli tanık tanımıyla bu davada tanıştı. 31 gizli tanık ifade verdi.

Bazıları "Gördüm, tanık oldum" gibi kesin ve somut ifadeler kullanırken bazıları "Duydum, öyle söyleniyordu, tahmin ediyorum" şeklinde ifadeler veriyordu.

Bazıları çeşitli adî ve siyasi suçlardan tutuklu bulunan isimlerden oluşuyordu.

Sanıklar ve avukatları gizli tanıkların tahliye edilme umuduyla yalan yanlış ifadeler verdiği görüşündeydi.

Yüz yüze konuşma fırsatını bulduğum gizli tanıklardan biri, kendisinin ve diğer gizli tanıkların tanınan haklardan faydalanamadığından şikâyet ediyordu.

Koruma istediğinden ve kendisine son kullanma tarihi geçmiş biber gazı gönderilmesinden bahsediyordu.

İddialarının arkasında mısın? sorusunu geçiştiriyordu.

Bazı tanıkların gözardı edilemeyecek derecede ciddi iddiaları da vardı.

Bunların hangileri kararda dikkate alındı?

Ya da akla mantığa sığmayacak, belli amaçlar doğrultusunda dile getirildiği ilk bakışta anlaşılan iddialar kararda ne derece etkili oldu?

Gerekçeli karara kadar bunlar da belirsizliğini koruyacak.

Mahkeme bir çok savunma tanığı dinledi.

Dinlenmeyen tanıklar

Ama bazıları var ki, neden dinlenmediği insanda merak uyandırıyor.

Yine Tuncay Güney'in ifadeleri doğrultusunda MİT tarafından hazırlanan Ergenekon raporu ve şemasını saçmalık olarak tanımlayan eski MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun, dava delillerinin tek bir ekip tarafından hazırlandığını ve kendisinin de bir dönem bu ekibe dâhil olduğunu söyleyen Orhan Aykut'un tanıklığı kabul edilmedi.

Bir örgütün varlığının kabul edilebilmesi için hangi tarihte kim tarafından kurulduğunun, yönetildiğinin, manifestosunun ve buna benzer verilerin kesin olarak ispatlanmış olması gerekiyor.

Bugüne kadar kullanılan tanım "İddia edilen Ergenekon terör örgütü" şeklindeydi.

Artık mahkeme karar verdi ve adı koyuldu; "Ergenekon Silahlı Terör Örgütü." Adı koyuldu ama yeterli mi? Çoğu kişi 'hayır' diyecektir.

Çok merak ediliyordu 1 numara. Örgütün adı var ama lideri hala belirsiz.

Odatv davası

Silahlı terör örgütü tanımı hala yürüyen bazı davaları da yakından ilgilendiriyor. Örneğin Odatv davası.

Sanıkları Ergenekon'un medya ayağını oluşturmakla suçlanıyor.

Davaya bakan mahkeme henüz kararını vermedi.

Mahkeme sanıkların bir terör örgütü adına hareket ettiği yönünde bir karar verecek olursa, artık o örgütün varlığı başka bir mahkeme tarafından koyulmuş durumda.

Odatv davası da yakın zamanda karara bağlanacak gibi.

Bir ceza hukukçusu şöyle diyordu Balyoz Davası’ndaki avukat meslektaşlarına: "Gelin arkadaşlar bu davayı uzatmadan biran önce taşıyalım Yargıtay'a. Orada çözeriz"

2 yıl sonra gitti dava Yargıtay'a.

Ergenekon ise, gerekçeli kararın yazılmasından sonra, açıldıktan en erken 5 yıl sonra ulaşacak Yargıtay'a.

Sonunda kararın ne çıkacağı bilinmez, ama beklentinin yüzlerce sorunun aydınlatılması, sap ile samanın ayrılması ve 'adaletin yerini bulması' olduğu çok açık.

İlgili haberler