Avrupa ve NATO'da müdahale gönülsüzlüğü

Telif hakkı Getty

Suriye’de kimyasal silah kullanımının ardından oluşan "operasyon havası" yeniçeri yürüyüşünü andıran bir yapıya büründü.

ABD’den gelen ilk açıklamaların ardından heyecan seviyesi tavan yapmış ve askeri hazırlıklarda ileri bir noktaya gelinmiş olunsa da aradan geçen bir iki günde daha temkinli ve soğukkanlı açıklamalar duyulmaya başlandı.

Oluşturulması öngörülen "gönüllüler koalisyonuna" rağbet ise diğer operasyonlarla karşılaştırıldığında oldukça düşük seviyelerde.

Gönüllüler koalisyonu konusundaki "gönülsüzlüğü" anlamak için Avrupa Birliği ülkeleri arasındaki görüş ayrılıklarına bakmak bile yeterli.

Operasyona tam destek veren sadece üç ülke

Olası bir operasyona AB içinden şu ana kadar tam destek veren ve aktif rol almaya hazır olduğunu belirten sadece üç ülke çıktı. Bu ülkeler de İngiltere, Fransa ve Danimarka.

İngiltere hem ABD’yle olan özel ilişkisi hem de düzenlenmesi öngörülen "uzaktan nokta atışına dayalı ve sınırlı" operasyon için yeterli teknolojik olanaklara sahip olan sayılı ülkelerden biri.

Ancak İngiliz Parlamentosu’nun dün geceki kararı, Londra’nın devreden çıkmasına neden oldu.

Fransa’nın da çok öne çıkan ve Libya’da öncülüğe soyunan rolünden uzak bir yaklaşımı tercih edeceğine kesin gözüyle bakılıyor.

Unutulmaması gereken bir başka unsuru da İngiltere ve Fransa’nın, Suriye’yi "yaratan" 1916 tarihli Sykes-Picot Anlaşması’ndaki rolleri oluşturuyor.

Operasyon bulutları dolaşmaya başladığından bu yana dışarıda kalmayı tercih eden ülkeler arasında Polonya ve İtalya dikkat çekiyor.

Yunanistan, Kıbrıs, Finlandiya, Çek Cumhuriyeti gibi ülkeleri de rahatlıkla bu kategoriye sokmak mümkün.

Üye ülkeler arasında Birleşmiş Milletler tarafından sürdürülen soruşturmayı öne çıkaran ve tüm detayları görme konusunda kararlı olan ülkeler de önemli bir liste oluşturuyor.

Almanya, İspanya, Portekiz, Hollanda, Belçika, Macaristan, İsveç, Avusturya, Romanya, Bulgaristan bu listede yer alıyor.

Bu ülkelerin tamamının soruşturmadan çıkacak sonuç sonrasında olası bir operasyona katılma konusunda "Biz de varız" diyeceğinin garantisi de yok.

NATO'da operasyon açısından durum 'parlak' değil

AB içinde önemli sayıda ülkenin olası bir operasyon konusunda henüz ne düşündüğünü net şekilde ortaya koymadığının da gözden kaçırılmaması gerekiyor.

Bu ülkeleri de Slovakya, Slovenya, Lüksemburg, İrlanda, Malta, Litvanya, Hırvatistan, Estonya, Letonya olarak sıralayabiliriz.

Bu tabloya baktıktan sonra, "askeri açıdan kâğıttan kaplan" olan AB’nin üyelerinin tutumunun neden önemli olduğu sorusu akıllara gelebilir.

Bu tablonun önemli yanını bu ülkelerin büyük çoğunluğunun aynı zamanda NATO üyesi olması oluşturuyor.

Dolayısıyla NATO içinde de olası operasyon açısından durumun pek parlak olmadığı yorumu rahatlıkla yapılabilir.

Yapılması halinde operasyonun ABD önderliğinde ve büyük ölçüde Amerikan olanaklarıyla yapılacağı bir sır değil.

Hangi şapkayla yapılacağını da yine büyük ölçüde ABD belirleyecek.

"Koruma sorumluluğu" doktriniyle harekete geçme ya da bir şekilde NATO’nun bayrak göstermesini sağlama, devreye sokulabilecek iki ana yöntem olarak görülüyor.

Bazı müttefiklerin çekincelerinin giderilip NATO’nun bayrak göstermesi sağlansa bile bunun "toplu bir harekât" olmayacağına ve aktif/pasif destek formatının öne çıkacağına kesin gözüyle bakılıyor.

Mevcut veriler, gelinen aşamada NATO konusundaki beklentinin hâlâ çok yüksek olmadığını gösteriyor.