Almanya seçimlerinde Suriye tartışması

Telif hakkı Reuters

22 Eylül'deki seçimlerden sonra ülkede iktidara kim gelirse gelsin Almanya, Esad hükümetinin sınırlı askeri bir müdahaleyle cezalandırılmasından yana.

Ancak BM kararı olmadan Türkiye-Suriye sınırında konuşlandırılan Patriot füzelerini kullananlar da dahil olmak üzere, Alman askerlerinin böylesi bir müdahalede yer almalarına izin vermemekte de kararlı olacak.

3 hafta sonra yapılacak genel seçimler öncesinde dün akşam ilk ve son kez bir televizyon düellosu çerçevesinde karşı karşıya gelen Başbakan Merkel ve ana muhalefet partisi Sosyal Demokrat Parti'nin Başbakan adayı Peer Steinbrück beklendiği üzere bu konuda aynı görüşteydiler.

Kuşkusuz iktidar ile muhalefetin bu konuda hemfikir olmalarının nedeni yasalardan kaynaklanıyor.

Hitler'in Avrupa'yı kan gölüne çevirmesinden bu yana Almanya'da, askerlerin ülke dışında konuşlandırılmasını zorlaştıran yasal engeller bulunuyor.

Nitekim Almanya, BM kararı olmadan ya da Nato ile AB doğrudan talep etmediği sürece ülke dışına asker göndermiyor.

Bu koşulların yerine getirildiği durumlarda ise Alman askerleri ve Alman askeri teçhizatı ülke dışında sadece kontrol ve koruma amaçlı kullanılabiliyor.

Bu nedenle şu ana kadar benzersiz bir sıkıcılıkta geçen seçim kampanyasında Alman kamuoyunu aslında gayet yoğun bir biçimde meşgul eden Suriye konusunun seçimi etkilemesi beklenmiyordu.

Ancak Alman kamuoyunun yine de merakla beklediği televizyon düellosunda seçmenin zaten bildiği şey bir kez daha teyit edilmiş oldu.

İktidar ve ana muhalefet partisi dahil, 22 Eylül'deki genel seçime katılan partiler arasında neredeyse hiçbir konuda büyük görüş farkı yok.

Alman seçmeninin halet-i ruhiyesi biraz da bu nedenle Merkel hükümetinin devam etmesinden yana görünüyor.

Siyasi heyecan kalmadı mı?

Almanya'daki seçim döneminin bu kadar heyecansız geçiyor olmasının nedeniyle ilgili olarak cevap niteliğinde sorulan bir soru da var.

Hâlihazırda Başbakanı hem doğu Almanyalı, hem kadın (Merkel), Dışişleri Bakanı evli bir erkek eşcinsel (Westerwelle), Ekonomi Bakanı da Vietnam kökenli bir evlatlık olan (Rösler) sağ muhafazakar bir hükümetin iktidarda olduğu Almanya'da, siyasi heyecan yaratabilecek daha başka ne kalmış olabilir ki?

Buna bir de öteki Avrupa ülkelerini sarsan ekonomik krizin, Almanya'da hissedilmediği, işsizlik rakamlarının düşmeye devam ettiği, ihracatın arttığı, Alman usulü devlet ve kamu sisteminin yerinde işlediği bir ülkede seçmeni için heyecanlanacak pek bir şey kalmıyor.

Gerçekten de Almanya'da 22 Eylül akşamı kim iktidara gelirse gelsin, pek bir şey değişmeyeceğe benziyor.

Son anketlere göre seçmenlerin yüzde 76'sı hem Almanya'nın hem de kendi ekonomik durumlarından son derece memnun.

Ama asıl sorun iktidarın, muhalefet partilerinin neredeyse tüm 'politika ve vaatlerini' çalmış olması.

Nükleer enerji tartışması

Örneğin Japonya'daki büyük depremin ardından Fukuşima nükleer santralinin derdest olmasına kadar, Başbakan Angela Merkel ve Hıristiyan Demokratlar, kayıtsız şartsız nükleer enerji dostuydu.

80'li yıllarda öncelikle nükleer enerjiye karşı çıkarak kısa bir süre içinde siyaset sahnesinin 4. gücü haline gelen Yeşiller ise nükleer enerjiye partinin kurulduğu ilk günden bu yana hep karşı çıktılar.

Ana Muhalefet Partisi Sosyal Demokratlar ise 'enerji kaynaklarında çeşitlilikten yana.' Ama asıl emelleri bu enerji kaynakları çeşitliliğinin makul bir zamanda nükleer enerji santrallerinin tedavülden kalkmasına yol açmasıydı.

En nihayetinde liberal ekonominin ve işverenlerin siyasi partisi olduğunu hiç gizlemeyen Merkel hükümetinin koalisyon ortağı Hür Demokrat Parti ise her daim nükleer enerjiden, dolayısıyla nükleer santrallerin çoğalmasından yana oldu.

Ancak Fukuşima'dan sonra Merkel hükümeti en azılı nükleer enerji karşıtlarının tahayyül bile edemeyeceği bir hızla nükleer enerjiden vazgeçti.

Nitekim geçen sene nükleer enerji endüstrisi temsilcileriyle masaya oturuldu ve Almanya'nın toplam 12 nükleer santralden 11'inin 2022 yılına kadar fişten çekilmesi kararlaştırıldı.

Bu kararın ardından derhal yenilenebilir enerjilere yoğunlaşıldı. Almanya'nın Baltık Denizi kıyısında bu yaz yeni bir "rüzgar parkı" açıldı, ve daha fazlasının açılması planlanıyor.

Ezelden beri nükleer karşıtı olan muhalefetin süngüsü ise böylece tamamen düşmüş oldu.

Merkel hükümeti bir başka konuya da yoğunlaştı.

Bugüne kadar kiracılara karşı keskin bir şekilde ev sahiplerini koruyan iktidar, Almanya'da kiraların orta gelir guruplarının bile giderek ödeyemeyeceği seviyelere ulaştığı şikayetlerinin artmasıyla kiralara üst sınır getireceğini açıkladı.

Oysa kira üst sınırı konusu, muhalefet partilerinin en sağlam seçim vaatlerinden biriydi.

Aynı şekilde iktidarının son senesine kadar asgari ücrete bir türlü razı olmayan, asgari ücretin ilgili sektör tarafından toplu sözleşmelerle karara bağlanmasından yana olan Merkel iktidarı, bu konuda da fikrini değiştirmiş görünüyor.

Genelde yerine getiremeyecekleri vaatlerde bulunmamak ve seçimi kazandıklarında –özellikle kamuoyunda görüş birliği olan konulardaki- vaatlerin yerine getirildiği siyasi parti kültürünün bulunduğu Almanya'da, iktidarın muhalefetin elinden en önemli vaatlerini kapması, dahası Başbakan Merkel in o telâşsız, sakin ve anaç halleri, Alman kamuoyunda herhangi bir şeyin değişmesi için fazla sebep olmadığı duygusu yaratıyor.

Son anketlere göre seçmenlerin %30'una yakın bir bölümü, iktidar konusunda herhangi bir tercihi olmadığı için sandığa dahi gitmeye niyetli değil.

Anketlerdeki öteki rakamlar ise Merkel iktidarının devamıyla ibrenin ana muhalefet partisi Sosyal Demokrat Parti SPD ve Başbakan Merkel'in Hıristiyan Demokrat Partisi CDU arasında kurulacak bir koalisyon hükümeti arasında gidip geldiğini gösteriyor.