Ceylanpınar: Sınırın ve savaşın kıyısında hayat

“Burada devlet diye bir şey yok. Üç gün önce şiddetli çatışmalar oldu. Mahalleli toplandık gittik, kaymakam bizi avluya bile almadı.”

Ceylanpınar ile Suriye’yi ayıran tren istasyonunun karşısındaki kahvenin bahçesinde böyle diyor İsmet Kaya. Sabahın erken saatleri, kahvenin bahçesi asmanın altında gölgelik. Az ötemizdeki masada şimdiden okey oynamaya başlayanlar var. O masadan taş sesleri geliyor. Aslında buraya hakim olanın silah sesleri olduğunu bilerek oturuyoruz.

ABD’nin, Suriye’ye olası bir askeri müdahalesi konuşulurken, savaşın kıyısında yaşayanların ne düşündüğünü merak ediyorum.

Ceylanpınar Belediyesi’nde itfaiyede çalışan İsmet Kaya devam ediyor sözlerine: “Bunların sanki saatleri var. Ne zaman yemeğe oturuyoruz çatışmalar başlıyor. O sofra başında yemek boğazımıza diziliyor.”

Konuştuğumuz kişiler, ilçenin El Nusra’nın atış menzilinde olduğunu, o yönden PYD’yi hedef alan silahların ilçeye geldiğini söylüyor. Şu anda sınırın Suriye tarafının kontrolü PYD’de bulunuyor.

“Amerika’nın derdi kimyasal değil”

Ceylanpınar’da yaşayanların çoğunluğunun kaygısı El Nusra’nın güç kazanması.

Kaya, “Amerika kimyasalın peşinde değil. Vallahi de billahi de değil. Amacı başka,” diyor.

Masadakilerden biri, “ABD buraya gelirse Ceylanpınar’ı da götürür” diyor. Ama neden böyle düşündüğünü açıklamıyor.

Irak’ta ve Suriye’de iş yapan biri ise, “Binlerce insan bombalarla, silahla öldü. İnsanlar ölüyorsa eğer, gazla veya silahla ölmüş fark eder mi hiç?” diye soruyor ve devam ediyor: “Bana göre bu bir enerji savaşıdır.”

Herkes evine isabet eden mermilerden bahsediyor, kimi evlerin duvarına gelmiş, kimi içeri girmiş. Yine herkes sınırın karşısında akrabaları olduğunu anlatıyor. Rasulayn, Serêkaniyê veya Ceylanpınar, ülkeler farklı olsa da aynı soydan insanları barındırıyor.

Kahveden ayrılıyorum. İsmet Kaya tam sınırdaki evini göstermek istiyor. Evine gelen kurşunların yerini gösteriyor. Damdan çatışmaları izlediklerini, bazen nasıl kılpayı bir kurşundan kurtulduğunu anlatıyor.

Eşi içeri buyur ediyor. Üniversitede okuyan kızı, Müjde Kaya ile konuşuyoruz. Ben sormadan anlatmaya başlıyor: “Ben başta bu Gezi olaylarına çok kızıyordum. Niye yakıp yıkıyorlar diye. Ama sonra anladım, hükümete niye kızgın olduklarını. Sonra kendime kızdım ilk başta karşı durdum diye. Burada insanlar ölüyor. Kimsenin umurunda değil. Gece gündüz yok burada. Silah sesleri var” diyor.

Evler satılık, çarşı boş

Yollarda mermi isabet etmemiş ev bulmak zor. Neredeyse hepsinin üzerinde kırmızıyla “Bu ev satılıktır” yazıyor. Çoğu müstakil, küçük evler.

Günün erken saatlerinde çarşı sakin. Esnafların işi kesat. Belki sıcaktan, belki hafta sonu böyledir diye düşünüyorum ama akşam saatlerinde çarşının en hareketli hali bile sakin.

Beyaz eşya satan Mahmut Altuğ, işlerinin kötü olduğunu söylüyor.

“Esad zalimdir, rejim zalimdir,” diyor ama Amerika’nın müdahalesini istemediğini de ekliyor. Böyle bir müdahale karşısında Esad’ın da karşılık vereceğini ve Türkiye’yi vurabileceğini belirtiyor.

Bir eve 12 mermi, ikisi içeri

Çarşıda nadiren kadınlarla karşılaşıyorum. Gördüklerimin çoğu da Suriyeli. Pek konuşmak istemiyorlar. İsteseler de onlar Türkçe ben Kürtçe bilmiyorum.

Adının yazılmasını istemeyen genç bir kadın ile rastlaşıyoruz. “Suriye’de olayların bitmesini istiyoruz. Huzur diye bir şey kalmadı. Esad’ı sıkıştırırlarsa daha da kötü şeyler yapar mı diye korkuyoruz. Çocuğumu parka götüremiyorum” diyor. Evlerine 12 mermi isabet etmiş, ikisi içeri girmiş.

33 yaşındaki Murat da esnaf. Soyadının yazılmasını istemiyor. O da kimyasal saldırı ihtimalinden korkuyor. “İsrail vatandaşlarına gaz maskesi dağıtmış. Bize ne zaman dağıtacaklar? Ceylanpınar şu an boş. Çoğu kişi gitti. Kim korkmuyorum diyorsa yalan söylüyor. Ben hükümetin Suriye’nin içişlerine karışmaması gerektiğini düşünüyorum. Esad gidince daha mı iyi olacak, bilmiyoruz ki” diyor.

İlçeye sağlık görevlisi olarak atanan Dudu Çildaş ve babası ise sınırın yanındaki yeşil parkta oturmuş gazete okuyorlar. 20 yaşındaki Dildaş, “Kayseri’den yeni geldim ama tedirginim. Ama ben kendim pek bir şey görmedim” diyor.

Kızını yerleştirmek için gelen baba İbrahim Çildaş ise “Müslamanları birbirine kırdırıyorlar. Olan yine buraya olacak. Ben ABD’nin karışmasına taraftar değilim” diyerek açıklıyor görüşlerini.

Bir GSM firmasında çalışan 20’li yaşlarında bir kadın ise, “Sınırın tam karşısında oturuyorum. Can güvenliğimiz yok. Zaten ölsek de kimsenin umurunda olmuyoruz” diyerek şikayetçi oluyor devletin tavrından.

O sırada dükkana gelen bir başkası da aynı şeyleri söylüyor. Sohbetimiz sırasında öğreniyoruz ki, Temmuz ayında tarlasına bomba düşmesi sonucu hayatını kaybeden Şükrü Kahraman, dayısının oğluymuş. “Devlet Ceylanpınar’ı silmiş zaten. Üç beş kişi ölmüş, kimsenin umurunda değil,” diyor.

Şanlıurfa’daki bir gazete ve televizyon için muhabirlik yapan Halil Çil ise son bir ayda göçlerin hızlandığını söylüyor. Orada bulunduğum günün, bir ayın en sakin günlerinden biri olduğunu belirtiyor.

Çarşının arka sokaklarından birinde bir düğünün sesleri geliyor. Arap bir ailenin düğünüymüş. Böyle bir günde onlara sorularımı sormak istemiyorum ama fotoğraf çekmek için izin istiyorum. Halay çekenlerin de gelen davetlilerin de bakışları tedirgin.

Oradan ayrılırken yolda karşılaştığım bir genç kızla sohbet etmek istiyorum ama o istemiyor. “Olayları takip etmiyorum ben” diyor. Neden diye sorduğumda, “Gürültüsü bize yetiyor zaten, psikolojimiz bozuldu. Küçücük kardeşim savaş oyunları oynuyor” diye açıklıyor.

“Şu an bile Ceylanpınar ölüyor”

Ceylanpınar’da görüştüğüm BDP’li Belediye Başkanı İsmail Arslan,

“Ben bu coğrafyada yaşayan tek bir ferdin Amerikan müdahalesini savunacağını düşünmüyorum. Çünkü birincisi kendisine zarardır. İkincisi orada herkesin akrabaları vardır. Şu andaki durumda bile Ceylanpınar ölüyor.”

Peki önlem alınıyor mu ilçede?

Arslan devletin önlem almadığını ve bunun nedeninin halkının Kürt olması olduğunu düşünüyor. “Şu an devletin hiçbir şey yapmıyor. Buradaki insan devletten umudunu kesmiştir. Devletin Kürtlerin olduğu bölgelerde hiçbir önlem almıyor. Somali’ye kadar yardım götüren bir devlet var. Peki Rojava’daki, Ceylanpınar’daki halk kim?” diye soruyor.

AKP İlçe başkanı: “Orada bir diktatör var”

AKP İlçe Başkanı Abdülgani Alkış ile ilçe binalarında yapacakları bir toplantı öncesinde buluşuyoruz. Alkış, ilçede “ciddi bir sıkıntı” olmadığını ama halkın silah ve top seslerinden tedirgin olduğunu söylüyor.

O da dış bir ülkenin müdahalesinin tercih edilen bir şey olmadığını ama Beşar Esad’ın gitmesi gerektiğini söylüyor.

“Amerika’nın müdahalesi konusunda, o noktaya gelmiş artık etsin de bitsin bu iş diye bakıyor. Tabii ki bir ülkenin bir başka ülkeye müdahalesi doğru değil. Olmaması gereken ama neticede bunun bir çözüme de kavuşması lazım. Orada halkına zalimce saldıran bir diktatör var. Yolda yürüyen insanların üzerine, ekmek fırınında bekleyen insanları bombalayan bir diktatör.”

Alkış, güvenlik konusunda ilçede bir sorun olmadığını, “TSK’nın çok ciddi adımlar attığını, önlemler aldığını” belirtiyor.

Ellerinde mermiler

Sohbetler, konuşmalar bitiyor. Az ileride çocuklar görüyorum. Onlarla konuşmak istiyorum ama birden katıla katıla gülmeye başlıyorlar. Nedenini anlamadan uzaklaşıyorum onlardan. Az sonra arkamdan geliyorlar. Evet, Ceylanpınar’a gelen pek çok kişinin yazdığı durum hâlâ değişmemiş. Avuçlarında mermiler var 5 yaşındaki çocukların. Yabancılara gösteriyorlar, bir oyuncaklarını gösterir gibi.

Suriye’de 2011’de başlayan savaş, Türkiye sınırında hayatları değiştirmeye, bazı çocukları başka bir hayata büyütmeye devam ediyor.

Dünya ve Türkiye gündeminin en üst sıralarındaki ABD’nin askeri müdahalesi Ceylanpınar’da hayatı nasıl değiştirir şimdiden bilmek mümkün değil ama Suriye’deki “iç savaşın” Ceylanpınar’da birçok şeyi değiştirdiği kesin gibi görünüyor.