100 Kadın: Cumartesi Anneleri

Telif hakkı bbc turkce

"Bir gün değil; 18 sene her gün, her gün canımız aldılar."

"Geceleri aklıma geliyor, başıma yastığa koyuyorum neler neler düşünüyorum."

"Senin geleceğini söylediler. Bunları anlatayım diyorum. Bak yüzün burada ama aklıma bir şey gelmiyor. Acı, çok acı."

18 yıldır susmayan, durmayan bir kadının sesi, bu.

446 haftadır, elinde bir karanfille Galatasaray Lisesi'nin önünde oturuyor. Adı, Emine Ocak.

Çocukları kaybedilen annelerden sadece biri. Yıllardır çocuklarının akıbetini öğrenmeye çalışan, devletten "bir mezar taşı" isteyen annelerden biri.

Arjantin'de torunlarını ve çocuklarını arayan Plaza De Mayo annelerinden ilhamla karanlık 1990'lı yılların onlardan aldıkları evlatlarını aramaya başlamışlardı.

Gözaltında kaybedilen çocuklarını ararken sadece devlete hesap sormakla kalmıyor, kendi kültürlerine ait tabuları da yıkıyorlar.

Emine Ocak'ın kızı, Maside Ocak, Cumartesi Anneleri arasında büyüdü. Yaptığı gözlemlerle söylüyor bunu: "Pek çok anne aynı zamanda kendi aileleriyle tartışarak, kendi gelenek görenekleriyle hesaplaştı bu süreçte."

Kadının içerilerde, kapalı mekânlarda olduğu ve belki sadece ağıt yakarak acısına yandığı düzen kırıldı onların sokağa çıkmasıyla birlikte.

Mezarını buldum, failleri nerede?

Emine Ocak, Cumartesi Anneleri arasında bir istisna, aslında. Çünkü oğlunun mezarını buldu, kaybedilmesinin ardından.

Oğlu Hasan Ocak, 1995 yılındaki Gazi olaylarından hemen sonra 21 Mart'ta gözaltına alınmıştı. Haber gelmedi, günlerce.

Emine Ocak ve ailesinin 4 Nisan 1995'te İstanbul Valisi ile görüşme talepleri reddedilmiş, o da oğlunun akıbetini öğrenmek için kendini valiliğin demirlerine zincirlemişti. Gözaltına alındı orada.

Bu, gelecek yıllarda "alışacağı" gözaltıların ilkiydi.

Peşini bırakmadı, oğlunun. Hasan Ocak'ın cesedi, 58 gün sonra Kimsesizler Mezarlığı'nda bulundu. 19 Mayıs 1995'te büyük bir cenaze töreniyle defnedildi.

İlk sözleriyle neden yıllardır Galatasaray Lisesi'nin önünde olduğunu anlatıyor, Emine Ocak.

"Bana, sen mezarını gördün diyorlar. Yok, ben mutlu değilim ama.

"Ben Hasan'ı gördüm ama arkadaşları yok. Gençlerimi topladı cezaevine getirdi, toprağa götürdüler. Ben onun için yaşıyorum. Gençlerimi bıraksın, gençlerimi çıkarsın topraktan."

18 yılın özeti: 5 sözcük

Emine Ocak'ın anadili, Zazaca. Türkçe de konuşuyor. Türkçe'de en kolay söylediği kelimeler, "işkence, mezar, cezaevi, polis" ve "çiçek".

Bu dört kelime, 18 yıldır yaşadıklarının da bir özeti aslında.

Hasan Ocak'ın ölümü, o güne kadar çocukları kaybedilen, failleri bulunamayan onlarca evladın annesi için bir başlangıç olmuştu. Anneler, Hasan Ocak'ın mezarının bulunmasıyla biraz umut da bulmuştu, belki.

Emine Ocak ve o zaman üç-dört aile 27 Mayıs 1995'te oturmaya başlamışlardı, Galatasaray Lisesi önünde.

Barışçıl eylemleri çok kez polisin copuyla, biber gazıyla "bölündü". Gittikçe çoğaldılar. Ellerinde taşıdıkları fotoğrafların, çiçek tutan ellerin sayısı çoğaldı, haftalar çoğaldı.

Ulucanlar'da 1 ay

"Saçlarımdan, kollarımdan sürüklediler" diyor Emine Ocak, sohbetimiz sırasında kaçıncı kez ve devam ediyor, "Karakollarda bir hafta da kaldım, on gün de kaldım, bir ay da."

Aslında bir ay kaldığı yer karakol değil, cezaevi. Onun hikâyesini anlatıyor şimdi.

1995 yılının Nisan ayıdır. Dönemin İnsan Hakları Genel Başkanı Akın Birdal'ın Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde duruşması vardır. Birdal davadan beraat eder ama Emine Ocak tutuklanır. Çünkü davanın sonunda mahkemenin savcısı Nusret Demiral'a seslenmiştir, o zaman henüz bulunamayan kayıp oğlu için: "10 gündür oğlumu arıyorum. Oğlumu bulun".

Cezası kesilir, mahkeme düzenini bozmaktan bir ay cezaya çarptırılır. Hemen infaz edilir, karar. Emine Ocak, Ulucanlar Cezaevi'ne gönderilir.

Emine Ocak bütün bunları bir çırpıda, kolayca anlatıyor. Hayatının bir parçası, geçmişinin alışıldık anlarından biri, bu da.

Emine Ocak'ın kızı, 19 yaşından beri ağabeyini öldürenleri arayan Maside Ocak, kendisinin, annesinin ve bütün Cumartesi Anneleri'nin yıllardır süren inatçı mücadelesinin nasıl sonuç verdiğini anlatıyor: "1995-96 Mart'ı arasında 495 kişi vardı gözaltında kaybedilen ama 1996 yılından 1999'a kadarki sayı sadece dokuzdu."

Sonra ekliyor: "Kayıplarımızın nerede olduğunu daha bulamadık, failleri daha yargılanmadı ama yeni kayıpları durdurduk."

Maside Ocak, Cumartesi Anneleri'nin eylemlerine gözaltından çıkıp gelenlerin söylediklerini aktarıyor:

"Gözaltından çıkanlar gelirdi yanımıza. Sorguda onlara söylenenleri anlatırlardı. 'Senin de anan gider Cumartesi Annelerine katılır diye bir şey yapmayacağız' denen o kadar çok kişi vardı ki."

18 yılın kısa tarihi

18 yıllık mücadeleleri 446 haftaya denk gelmiyor.

Çünkü uzun bir ara var. 15 Ağustos 1998'de, 170. haftada polis oturma eylemine izin vermez. Ama bu müdahale son olmayacaktır. Anneler 30 hafta boyunca dayak yer, gözaltına alınır. 30 hafta sadece oturmak için lisenin önüne, varmaya çalışırlar ama başarılı olamazlar.

Emine Ocak çok defa gözaltına alınır, bu 30 hafta boyunca. Bir seferinde gözaltına alınırken ayakkabıları çıkar ayağından. Bir gazeteci arkasından yetiştirir. Öfkeli polise "E bunları da gözaltına alın bari" der.

Annelerin "zorunlu molası" bu 30 haftanın ardından başlar. 2009 yılına kadar sürer. Ama Cumartesileri orada olmasalar da hiçbiri vazgeçmez, evladını aramaktan.

Bir gözaltına alındığında, doktor kontrolüne çıkarılır her zamanki gibi. Polis, "kocası dövdü" diyerek sokar, Emine Ocak'ı doktorun yanına. Kızları müdahale eder.

Pek çok gözaltı sırasında polis, "Tamam aileye dokunmayın, kalanları alın" dediğinde, ayrıcalıklı olmayı kabul etmez. Yaşına, hastalıklarına rağmen, onun deyimiyle "milletini" yalnız bırakmaz.

Bu yıl beşincisi verilen Uluslararası Hrant Dink Ödülü'nün sahibi olan Cumartesi Anneleri, ülkenin herhangi bir yerinde bulunan kemiklerle umutlanıyor her seferinde.

İnsan umutlanmak için daha iyi şeylerin olduğu bir dünya var mı diye düşünürken, Emine Ocak'ın 400'üncü haftadan söyledikleri yankılanıyor: "Burada oturan herkes kardeştir ve bizim ülkenin her yerinde mezarlarımız var. Sevdiklerimiz unutulmasın diye buradayız."

BBC, programlarında ve yayınlarında daha fazla kadına söz verme, seslerini duyurma çabası kapsamında yeni bir program sezonu başlattı. Programlarda kadınların sorunları, elde ettikleri başarılar ve geleceğe dair umutları yine onların gözünden anlatılacak. Siz de görüşlerinizi, bu programlarda işlenmesini istediğiniz konuları bizimle bu sayfada ya da Twitter ve Facebook'ta #100kadın etiketiyle paylaşın.