Kaçak göçle mücadelede yeni adres: Midilli

Yunan Sahil Güvenlik teknesi Ege Denizi'nde hızla ilerlerken, deniz suları sabah güneşinin altında ışıldıyor.

Geri planda, Yunanistan'ın en büyük üçüncü adası Midilli'nin yeşil dağları görülüyor.

Midilli muhteşem bir doğal güzelliğe sahip, ama şimdi aynı zamanda Avrupa'ya kaçak göçte en önemli giriş noktalarından biri.

Yunan makamları, geçen yılın Ağustos ayından bu yana Türkiye'yle kara sınırındaki önlemleri arttırdı.

Bu nedenle kaçak göçmen akınında yük, adaların omuzuna bindi.

Midilli de bu anlamda ilk nokta.

Sadece bu yıl 4 bin 409 göçmen, yalnızca altı deniz mili uzaktaki Türkiye'den adaya girmeye çalıştı.

Bu kaçak göçmenlerin 2 bin 600'ü Midilli'ye vardıklarında gözaltına alınırken, geri kalanı daha Türk karasularını geçemeden durduruldu.

İnsan kaçakçıları küçük bir servet karşılığında çaresiz göçmenleri tıka basa dolu botlara bindiriyorlar.

Midilli'deki Sahil Güvenlik güçlerinden Teğmen Antonios Sofiadelis, bazen 10 kişilik botlarda 40 ila 50 kişiyi bulduklarını söylüyor.

'Bizi görür görmez botu patlatıp suya atlıyorlar. Çığlık atıyorlar. Ama biz de işimizi yapmak zorundayız' diyor.

Kaçak göç yine gündemde

İtalya'ya ulaşmaya çalışan 366 kaçak göçmenin can verdiği Lampedusa faciasından bu yana, kaçak göç bir kez daha Avrupalı liderlerin gündemine döndü.

Geçen haftaki AB liderler zirvesinden sadece rapor verecek bir 'çalışma grubu' oluşturulması sözü çıktı.

Ancak Güney Avrupa ülkeleri uzun zamandır bu büyüyen insani felaketle başa çıkabilmek için somut adımlar atılması gerektiğini savunuyor.

2012'ye dek kaçak göçmenlerin yüzde 90'ı, Yunanistan üzerinden AB topraklarına giriyordu.

Kaçak göçmen sayısı şimdi düştü, ama Yunan hükümeti büyük bir ekonomik krizin ortasında dev bir yük üstlendiklerini ve şimdi Kuzey Avrupa'nın dayanışma göstermesi gerektiğini söylüyor.

Teğmen Sofiadelis, 'AB üyesi ülkelerden daha fazla destek istiyorum. Çünkü biz Avrupa'nın sınırlarını da savunuyoruz. Ülkemizi suç örgütlerinden korumalıyız' diyor.

2010'a dek Midilli'de göçmenlerin gözaltında tutulduğu yer adanın en büyük kenti Pagani'deydi.

Gözaltı merkezindeki korkunç koşulların insan hakları grupları tarafından sert bir şekilde eleştirilmesinden sonra bu merkez kapatıldı.

Şimdi Moria kentinde yeni bir merkez yapıldı.

Tesisin resmi adı 'Kabul Merkezi'.

Gözaltına alınanlar burada kayıt altına alınıyor ve tutuluyorlar.

Suriyeli olmayanlara merkeze girişlerinden 25 gün kadar sonra Yunanistan'ı bir ay içinde terk etmelerini emreden belgeler veriliyor ve serbest bırakılıyorlar.

Suriyeliler'e altı ay izin

Suriyelilerse ülkelerindeki iç savaş nedeniyle daha çabuk serbest bırakılıyorlar ve Yunanistan'da altı ay kalmalarına izin veriliyor.

Gözaltı merkezine girip içeridekilerle konuşmaya çalıştım ama izin verilmedi.

Merkezin içinde sivil toplum kuruluşlarının ve BM Mülteci Örgütü UNCHR'ın büroları var.

Dikenli tellerin ardında, 70 dolayında mültecinin yaşadığı 10 kadar konteyner buluunyor.

Bazı kaçak göçmenler dikenli tellerin ardından benimle konuşmaya çalıştı, ama polis benden uzaklaşmamı istedi.

Bir Afgan 'Burası bir hapishane' diye seslendi.

Telif hakkı v

Dünyanın Doktorları adlı grubun adadaki koordinatörü Efi Latsoudi 'Göçmenler benim ülkemde yüzleşdikleri sorunları anlattığında utanıyorum ve çok öfkeleniyorum. Çünkü birşeyleri değiştirebiliriz ve bunu yapmıyoruz' diyor.

Latsoudi'ye 'Peki neyin değişmesi gerekiyor' diye soruyorum.

'Buraya gelenler bir sorun ya da yasadışı bir şeymiş gibi değil de, insana yakışır şekilde davranmamızı öngören bir siyasi karar olmalı. Çoğu bizim gibi insanlar. Tehlikeden kaçıyorlar ve yardım görmeliler' diye yanıtlıyor sorumu.

Moria'dan uzakta, ada halkı ve sivil toplum kuruluşları tarafından kurulan bir başka tesise gidiyorum. Tesiste buraya iki ay önce gelen bir Afgan aile kalıyor.

Adının açıklanmasını istemeyen Afgan anne, küçük bir odada dört küçük çocuğuyla birlikte kalıyor.

Eşinin burada gözaltına alınmasını ve Celalabad'tan yaptıkları tehlikeli yolculuğu anlatırken gözyaşlarına hakim olamıyor.

Sadece numara yazan mezarlar

'Burada güvenlik ve çocuklarımızın okula gidebilmesini umuyorduk. Ama hiçbirşey bulamadık. İnsan kaçakçıları bütün paramızı aldı ve buraya tehlikeli bir yolculuk yaptım. Bir çocuğum suya düştü, öleceğini düşündüm. Bence buraya geldiğimize değmedi. Avrupa buna değmezmiş' diyor.

Adanın yüksek dağlarındaki mezarlığın bir köşesi, buraya gelemeyenlere ayrılmış.

Birkaçının kimliği belli. Bir mezarın başında 'Muhammed Emin' yazıyor.

Ama çoğunda sadece 'Afgan, 31/07/07, Numara 3, 5/1/13' gibi kayıtlar düşülmüş.

Avrupa'ya gelmeye çalışmadan önce insanlardı, bireylerdi. Ama şimdi sadece birer numara oldular.

Her öğle saatinde Midilli'den Pire'ye, Atina yakınlarındaki limana giden bir feribot kalkıyor.

Feribotta ada halkı, turistler ve Moria'daki denetim merkezinden aldıkları kağıtlarla göçmenler var.

Birkaç Suriyeli ile tanıştım. Eğitimliydiler, iyi İngilizce konuşuyorlardı. Tipik göçmenlerden çok farklıydılar.

Birisi, 'Buraya gelebilmek için kişi başına 1,800 dolar ödedik. Ailem savaşta ölmek istemiyor. O nedenle gitmemi istediler. Ekonomik durum nedeniyle Atina'da kalmayacağım. Sadece bir başka Avrupa ülkesine gitmek istiyorum. Sadece yaşamak istiyorum' diyor.

Kapılar kapanırken feribota biniyorlar. Her biri birer çanta ve hayallerini taşıyor.

Belki yolculuklarının en tehlikeli kısmı Avrupa'ya ulaştıklarında sona erdi. Ama Atina ve daha ötesinde onları yine zorluklar bekliyor ve binlercesi de izlerini takip edecek.