Fenerbahçe: Koşar adım 19'a…

14'ünü bitirmiş 15'ten gün almış bir geleneği kutlayarak başlayalım.

Çok zor yıllardan geçiyor Fenerbahçe. En mutlu gününde bile nasıl bir sabaha uyanacağını bilmiyor Fenerbahçeli.

Bir gece yarısı bir yerlerden ceza yağabiliyor. Ya da ne bileyim, Avrupa'da defter kapandı derken, her şey başa dönüyor.

Bakanların bile gözü 2 yıl öncesinin kupasında. Artık hikaye bitsin deniyor ama bir türlü bitmiyor.

İşte tüm bu ahval ve şeraiti unutturabilmenin tek yolu sahadan geçiyor.

Hatırlayalım; geçen yıl Aykut Kocaman yönetiminde Avrupa'da turlar geçilirken hep aynı şeyi söylüyorduk: Çok fazla savunmada kaldı Fenerbahçe, artık hücum zamanı.

Gövdesini bilinen bilinmeyen nice atağa siper ederken Kocaman, hücuma kalkmanın planını bu yıla kurmuştu belli ki. Ama olmadı; bir sabah da o gidiverdi.

Sonrası malum. Avrupa'dan ceza, kulüpte büyük dalgalanma ve seçim. Muhalefet en son yapılacak şeyi yapmasaydı küçük bir ihtimal farklı şeyler yaşanabilirdi.

Bütün stratejisini 3 Temmuz üzerine kuran başkanın karşısına o günlerin sembolünü çıkardılar. Ve kongre sahiden olağanüstü oldu. Tükeniş görüntüsünün altından diriliş çıktı.

Başkanın çok doğru bir hamlesi daha vardı: Obradoviç. Sanki sadece basketbol takımına değil de camianın tamamına enerji verdi adam.

Disiplin, taktik, sabır, ceza, deneyim, tecrübe, en önemlisi tutku. Salondan yayılan tutku neredeyse er gazinolarındaki muhabbete kadar yayıldı.

Futbolun başına da işini tutkuyla yapan bir adam getirdi Yıldırım. Oynattığı her takımda futbolcularının gözünden ateş çıkaran bir adam: Ersun Yanal.

Yalan yok; takım sene başında bin atlı gibi akın akın giderken, verilen açıklar hepimizi korkuttu. Derbilerde çok sıkıntı yaşarız, dedirtti.

Sabır ve direnç...

Ama Fenerbahçe camiasını çok iyi etüt etmişti Ersun Hoca. Geri adım atmazdı Fenerbahçe, önde giderdi.

Aykut Hoca en büyük başarıları alırken bile bu yüzden tepki görüyordu. Kendi karakterini yansıtmıştı takıma. Sabır ve direnç.

Ersun Hoca sabretmeyi bilen takıma saldırmayı da öğretti. Aslında dün akşam çok da oturmuş değildi iki ucun dengesi.

Sene başında hücum coşkulu savunma dağınıkken bu kez tam tersi vardı sahada. Egemen Alves iyice yerine oturdu. Caner'in ekstra formuna Gökhan'ın standardı eklenince hafta için Danimarka'da ceza sahasına kamp kuran Galatasaray Kadıköy'de topla hiç çizgiden sızamadı.

Bu kez de hücum dağınıktı aslında. Genç kaleci Eray'ın yediği gol iki, kurtarışı yok. Çünkü aslen bunca iştahlı oyunda kaleyi tutan başka şut göremedik.

Bundaki temel etkenler, tüm bu koordinasyonu kurması gereken adam Baroni'nin düşünce hızının golden sonraki koşularından yavaş olması, Sow'un Webo gibi en doğru yere top atma çabasını göstermemesi ve son anlarda devreye giren "atayım kahraman olayım" duygusu.

Futbol çok basit oyun; zor olan bu basitliği sahada hatırlamak. Orta sahada yapabildiğin doğru pası ilerde tutturabilmek.

Fenerbahçe bunu tuttursa, tabelanın ilk hanesinde daha büyük bir rakam yazabilirdi.

En nihayetinde Ersun Yanal, öndeyken de kendini geriye atmayan bir zihniyeti yerleştirdi takımına.

Fenerbahçe 2 yılın toprağını attı üstünden, nasıl olsa bizi yapmazlar, duygusundan sıyrıldı. Şimdi önü daha açık.

O günlere hazır olmanın yolu

Buraya kadar iyilik güzellik ama Fenerbahçe için bulutun arkasında güneş umudu, yaz sıcağında yağmur korkusu bitmez. Bir sabah ansızın Yargıtay kararı çıkar, bir gece UEFA'dan flaş flaş. Aziz Yıldırım yerine Ali Koç'u mu hazırlıyordur, Semahat Arsel ne der, bilemem.

Ama artık bir gün dahi hazırlıksız yakalanma kredisi yoktur çubukluların. O günlere hazır olmanın en sağlam yolu da sahayı güçlü tutmaktır. O zor günlere yüksek krediyle girmektir.

Sorulsun Obradoviç'e hem alan savunması hem adam adamayı aynı anda nasıl yaptırdığını anlatsın. Toplu hücuma çıkılsın, toplu savunmaya dönülsün. Ersun Hoca'nın damar yolu hep açık olsun.

İşte o zaman tribünlerin ve duvarların solmayan 19'luk iki genci için 19'a yürür Fenerbahçe. İsterseniz Ömer Temelli'ye sorun söylesin: Tamam…

Not: Bu yazı deplasman taraftarına ayrılan bölümden yazılmıştır. Oralar artık boş kalmasın. Deplasman yasağı kalksın, böyle zaferin bile tadı yok.