Türkiye'de engelli istihdamı

Henüz 12 yaşındaydım. Yaz tatili başlamıştı. Arkadaşlarımın işleri çoktan hazırdı.

Onlara özenerek, büyük umutlarla, şehrin en işlek çarşısına doğru yola koyuldum.

Gözüm camlardaki "Çırak Aranıyor" yazılarındaydı. Umudum büyüyordu çünkü herkes çırak arıyordu, "Ben neden olmayayım?" diyordum.

Küçük bir iş yerine girdim. Tebessümle selam verip, "Amca çırak lâzım mı?" diye sordum. "Evet, lâzım da, bize sen lâzım değilsin." dedi.

İlk iş başvuru/deneyimimde engellerim yüzüme vurulmuştu.

Bu diğer iş yerlerinde de değişmedi.

Günün sonunda özgüvenim, hayata ve topluma bakış açım değişti.

Bunun üzerinden 23 yıl geçmesine rağmen hâlâ benzer öyküleri farklı şekillerde duyuyoruz.

Önyargı, mobbing, ayrımcılık

Engellilerin iş ararken karşılaştıkları en önemli problemlerin başında işveren ve çalışanlardan kaynaklı önyargı, mobbing ve ayrımcılık geliyor.

Önce kişinin sonra engelinin düşünülmesi gerekirken engelliler birey olarak görülmüyor. İş yerinin mimari ve donanımsal teknik altyapısının engellilere uygun olmaması da ciddi engel.

İşverenlerin engelliler için yapılacak küçük bir düzenlemeyi, esnekliği külfet görmesi, engellilere yetkinlik kazanmak için staj fırsatı verilmemesi, en az iki yıllık deneyim aranması gibi temel problemler var.

Ayrıca işverenlerin engellileri değerlendirme bilgileri yok.

Engellilere yönelik kamu harcamaları içinde istihdama ayrılan pay da istenilen seviyede değil.

Kamuda engellilerin grubu ve oranına göre hangi işlerde çalışabileceklerinin ön çalışması yapılmadığından kadrolar doldurulamıyor.

Bazı işverenler engellileri diğer çalışanların psikolojisini bozacağı düşüncesiyle istihdam etmiyor ya da ön pozisyonlarda görevlendirmiyor.

Türkiye'de 50 çalışanlı özel sektör firmalarında en az yüzde üç oranında engelli çalıştırma zorunluluğu var.

Zorunluluğu yerine getirmeyen her firmadan aylık ortalama 1800TL ceza kesiliyor.

Bazı firmalar cezaya rağmen engellileri çalıştırmıyor. Ağır sanayi ve uygun olmayan bazı işletmeler ise maaş ve sigorta primlerini yatırıp engellinin işe gelmesini istemiyor.

Hatta, bu zorunluluğunu yerine getirmemek ve ceza almamak için çalışan sayısını 49'da donduran firmalar bile var.

İş yerinin mimari ve donanımsal teknik alt yapısının engellilerin türüne ve oranına uygun olmaması da istihdamın önünde ciddi engeller oluşturuyor.

İşverenlerin engelliler için yapılacak küçük bir düzenlemeyi ya da esnekliği külfet olarak görmesi gibi temel problemler yaşanmaktadır.

Ayrıca işverenlerin engellilerin engel grubu ve oranına göre sahip oldukları yeti kaybını değerlendirme yetenekleri ya da bilgilere sahip olmadıkları için engel oranı yüksek olan bir engelli adayı ağır engelli olarak görerek değerlendirmeye almıyorlar.

Oysa kişinin çift engeli ya da süreğen hastalıklı olduğu için oranı yüksek olabiliyor.

Bu ve benzeri engelli adaylarımızın sahip oldukları engel, çalışmalarına asla mani değildir.

Özel durumlarına en uygun pozisyonlarda görevlendirilmeleri devamlılık ve verimlilik sağlamaktadır.

Ülkemizde engellilerin yetkinlik kazanması için staj yapma fırsatı verilmemesi, en az 2 yıllık deneyim aranması da istihdamın önünde önemli bir engel olarak çıkıyor.

Tüm bunlar ayrımcılığın hangi boyutlarda olduğunu da gözler önüne seriyor.

1 değil 365 gün

3 Aralık Dünya Engelliler Günü öncesi herkesi hummalı bir çalışma içinde görmek çok güzel.

Ancak neden 364 gün durup sadece bir güne sığdırmak için yarışırlar anlamıyorum.

Oysa biz engelliler 1 gün değil 365 gün yaşıyoruz. Eğer gerçekten engelliler adına kalıcı değer yaratan farkındalık çalışmalarına imza atmak istiyorsanız etkinlik ve çalışmaları yıl içine yayabilirsiniz. Çünkü üzülerek söylemem gerekirse 3 Aralık vur patlasın çal oynasın günü değildir.