Malmö'de Yahudi olmak...

Patrick Reilly

Fikir, mutfağımızda, koyu bir İsveç kahvesi içerken ortaya atıldı. Karım, yazı yazdığım gazetenin bir okurdan gelen e-postadan söz etti. Okur, yerleşmiş olduğumuz Malmö kentinde dini inancını görünür şekilde belli eden bir Yahudinin ne kadar güvende olabileceğini soruyordu.

Karım, "Başına kippa takıp kendin yaşayarak görebilirsin" dedi.

İsveç'in güney ucunda yer alan Malmö, yakınlarda antisemitizm eğilimleriyle birlikte anılır oldu. Yöredeki Yahudi merkezi 2012 yılında bombalanmış, kentteki yegane Yahudi kreşe de kurşun geçirmez camlar konmuştu.

Kentteki sorun, Gazze sorununun göçmen gruplar arasında gerilimi alevlendirmesi ve başlarda "İsveç, İsveçli kalsın" sloganını benimsemiş olan aşırı sağ İsveç Demokrat Partisi'nin yükselmesinden bu yana daha da vahimleşti.

Bunun sonucunda pek az Yahudi, dini inancını belli eder oldu. Bir kişi hariç. Shmuel Goldberg, Malmö'de gündelik yaşamını sürdürürken başından kippasını eksik etmiyor.

Sözlü tacizlere artık alışmış. Yakınlardaki bir saldırı hakkında konuşurken gerçekçi bir havayla, "Kippa takmaya devam edersem öldürüleceğimi söylüyorlardı." dedi.

Goldberg, insanların tepkisini ölçmek için bir gün başıma kippa takıp dolaşacağımı söyleyince, dikkatli olmamı öğütledi.

Kendi kippalarından ikisini bana verirken, "dikkat et kendine" dedi.

Ve Yahudi kimliğinin geleneksel simgesini başımın tepesine iliştirdim. Siyah saçımla tezat oluştursun diye beyaz bir kippa seçmiştim.

İşte o anda, Malmö'de bir İrlandalı Katolik olarak yaşadığım iki yıl boyunca asla yaşamadığım birşey hissettim:

Endişe.

Möllan pazarının görüntüsüne ve seslerine ulaştığımda adımlarım çekingendi. Normalde her köşeden, beni karpuzdan tatmaya davet eden "smaka" bağrışlarıyla karşılanırdım.

Bugün ise aynı ikramlar duyulmuyor pazarda.

Başımdaki kippa dikkat çekiyordu. Biraz sinir bozucuydu. Ama bir satıcıdan muz aldığımda dostluk göstermek için aşırı bir çaba sarfettiğini hissettim.

Fakat sokağın karşısında kahvelerini yudumlayan bazıları kötü kötü bakıyordu bana. Bu insanların önünden geçip grubun tam karşısındaki kahveye gitmek fikrine, içgüdülerim karşı çıkıyordu ama bu deneyim normal yaşamımı sürdürmemi gerektiriyordu. Devam etmeliydim.

Ne olur ne olmaz diyerek bir arkadaşımdan beni uzaktan izlemesini istedim. Kahvemizi alıp meydandaki bir masaya oturduk. Başkaları da dik dik bakmaya, başını çevirip izlemeye başladı. Hatta daha da tuhafı gelip geçen bazı insanların gülüştüğünü gördük.

Arkadaşım, havamızı değiştirmek için "Sana mı, yoksa bana mı bakıyorlar, anlamıyorum" dedi.

Bir başka grup erkek, köpekleriyle önümüzde oyalanıyordu. Konuşamalarını anlayamıyordum ve bu, duyduğum kaygıyı daha da tırmandırıyordu.

Artan korku duygusu...

Güvenliğimin gerçek anlamda tehlike altında olup olmadığını bilemiyorum. Benim orada bulunmamın bazılarınca hoş karşılanmadığı açıktı. Açık bir şekilde korku içindeydim ve artık oradan ayrılmak zamanının geldiği açıktı.

Çarşı caddesine doğru yürüdüm. İki erkek tacizkar tavırla üzerime doğru geliyordu. Alenen üstüme yürüdüler ve biri, önce küfrederek "Yahudi" diye laf attı, ardından kötü kötü baktı.

O sırada telefonuma mesaj geldi. Karım "iyi misin?" diye soruyordu. Hedef olduğum sözlü taciz ardından ne cevap vereceğimi bilemedim.

Olay beni sarsmıştı. Kentteki Yahudi toplumu üyelerine olayı anlattığımda, Malmö'de antisemitizm sorunu olduğu yolundaki kuşkularının doğrulandığını söylediler. Ama bu tür olaylar İsveç'te daha fazla duyurulduğundan, burada durumun daha kötü olduğu gibi bir izlenim de yaratılıyor.

Karımın mesajına cevap verme fırsatı bulduğumda, "Evet iyiyim" diye yazdım. Ama o sırada başımdaki kippayı çıkarmıştım.

İlgili haberler