Deniz Seviyesi: Raindance'de bir Türk filmi

Sanatla ilgilenen gençlerin hatırı sayılır bir bölümünün, projelerini gerçekleştirebilmek için yeterli desteği bulamadıklarından yakındıklarını sıklıkla duyarız.

Genç sanatçılar, özellikle kaynak sıkıntısının, yaratıcılıklarının önüne çıkan bir engel olduğunu dile getirir.

Ancak engelleri aşmak konusunda azimli gençler de var. Nisan Dağ ve Esra Saydam, 28 ve 30 yaşlarında, sıfırdan başlayan, birlikte yaratan, birbirini destekleyip cesaretlendiren iki yönetmen.

Türk yönetmenlerin filmlerini Londra'da izlemek artık alışıldık bir durum. Özellikle Nuri Bilge Ceylan’ın sıkı bir hayran kitlesi var. Şimdi kendi yollarını yaratan yeni yönetmenler de Batılı ülkelerde gösterim olanağı bulabiliyor.

Dağ ve Saydam'ın ilk uzun metraj filmleri “Deniz Seviyesi”nin, Türkiye dışındaki ilk gösterimi, Londra’nın 22 yıldır süren, Avrupa’nın önde gelen bağımsız film festivallerinden olan Raindance Film Festivali’nde yapıldı.

Film 7 Kasım’da da, Türkiye’de “Başka Sinema” kapsamında gösterime girecek.

Yeni yüzlerin, yazlıkta çekilmiş sahnelerin, ailelerin, arkadaşların olduğu, hem bağımsız hem de gişe açısından ilgi çekici olmayı başarabilmiş bir film.

Film sonrası söyleşimiz filmle başlıyor elbet, ama sorular kaçınılmaz olarak kararlılıkları, engelleri nasıl aşabildikleri üzerine yoğunlaşıyor.

'Önce kendimizi kandırdık'

ABD’de, New York’taki Columbia üniversitesinde yüksek lisans yaparken tanışmış Esra ve Nisan.

Esra Saydam, filmin hayata geçirilişiyle ilgili, kendisi için çok önemli bir diyaloğu anlatıyor:

"Kolunu uzat, ben şimdi onu bükmeye çalışacağım" diyor, karşısındaki, sinemaya ve hayata yıllarını vermiş büyüklerinden biri. Sonra bu büyüğü Esra'nın dirseğine bastırıyor ve kolu bükülüyor. Sonra "Şimdi kolunu ve gözünü önünde gördüğün birşeye kilitle” diyor. Esra kilitilyor, patronu kolunu yine bükmeye çalışıyor ama kol bükülmüyor. "Bu da hedefe kilitlenince kimsenin seni durduramayacağının bir kanıtıdır" diyor.

“Deniz Seviyesi” de böyle devam ediyor yoluna.

Nisan Dağ, “Önce kendimizi inandırdık, daha doğrusu kandırdık” diyor. “Film için para bulduklarına, karakterlere uyacak oyuncu bulduklarına”… Ve çevrelerindeki insanlar da bu masum ve yapıcı “yalan”a inanıyor.

Sonrası çorap söküğü gibi geliyor. İstanbul Film Festivali'ndeki "Köprüde Buluşmalar" kapsamında Film Geliştirme Atölyesi'ne seçiliyor, Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan fon alıp, ufak tefek sponsorluklar buluyorlar.

Ekip toplamaya çalışırken “ama iki yönetmen var” ve “ikisi de kadın” cümlelerini duyunca önyargılarına yenik düşen kişiler olmamış değil. Karşılarına çıkan ve “yapamazsınız” diyenler olsa da, onlara inanan insanlarla devam etmişler; Damla Sönmez, Ahmet Rıfat Şungar, Sanem Öge ve ABD’li aktör Jacob Fishel gibi oyuncular ve uluslararası bir yapım ekibiyle.

Bir buçuk yıl süren senaryo yazımı ve “yaratıcı” süreçten sonra oyuncular ve mekanlar hazır. 2013 yazında filmi çekmeyi planlıyorlar.

Tam o sırada “Gezi olayları” başlıyor, Türkiye’de sokaklar hareketleniyor. Kendi ifadeleriyle 'bu süreç daha yaratıcı olmalarını sağlıyor'.

Filme ufak detaylar ekiyorlar, izleyicilerin biraz dikkatini verince yakalayabileceği türden.

Dört haftası Ayvalık'taki yazlıklarında, bir haftası New York’ta yapılıyor çekimlerin.

Filmin ana karakteri Damla, yıllar önce Ayvalık’taki çocukluk aşkını hiçbir açıklama yapmadan bırakarak ABD’ye gitmiş, burada kendisine yeni ve dışarıdan “ideal” gibi görünen bir hayat kurmuş olsa da geçmişini geride bırakamamış bir kadın.

Film, Damla'nın Amerikalı eşiyle çocukluğunun yazlarını geçirdiği Ayvalık’taki yazlığa yaptıkları ziyaret ile Damla ve hayatındaki erkeklerin yüzleşmeleri ve duygu çelişkileri etrafında gelişiyor.

Kadın olmalarının filme kattığı bir "duygusal gerçeklik” var, ama onlar için önemli olan, “insanı gösterebilmek, iyisiyle, kötüsüyle". Kadın ya da erkek olmanın toplu inançla yarattığı kimliklerden, getirdiği yüklerden sıyrılarak....

İki kişi çalışmayı becerebilmek

İki kişi olmayı becermek ise, her grup için geçerli olabilecek bazı şeyleri birlikte aşarak olmuş. “Egosuz insanlarız, birbirimize hiçbir şey dayatmadık. Tartışmalarımızı sadece filmin daha iyi olması için sürdürerek ilerledik” diyor Nisan.

Sonunda ortaya çıkan "Deniz Seviyesi" 21. Adana Altın Koza Film Festivali’nde en iyi yönetmen, en iyi kadın oyuncu ve en iyi erkek oyuncu da dahil altı ödül aldı.

Filmin Avrupa'da bundan sonraki durağı ise Varşova Film Festivali.

İlgili haberler