Rusya etnik kazanı ve Volga cumhuriyetleri

Telif hakkı bbc

Rusya'nın sınırları içinde tam 20 özerk cumhuriyet ve 190 civarında farklı etnik toplum var.

Dünyanın en kızıl saçlı nüfusuna sahip olduğu düşünülen Udmurtlar, Altınordu devletinden geldikleri söylenen Tatarlar ve Başkırlar, kutsal ormanlarında eski tanrılarına dua eden Mariler...

Ortak noktaları, Rusya Federasyonu'nun parçası olmaları.

Ülke siyasetinde kendisini hissettiren sert Rus milliyetçiliği ile bunca farklılık nasıl birarada barınıyor?

Yerinde görmek için Moskova'dan çıkıp 750 kilometre doğuya, bu cumhuriyetlerden altısının yanyana kümelendiği Orta Volga ovalarına uzandım.

Ziyaret ettiğim cumhuriyetler -Çuvaşistan, Mari El, Tataristan, Udmurtistan, Mordovya ve Başkırdistan- Rusya'ya yeni katılmış değil.

Bunlar kendi parlamentoları olan yerel konularda kendi işlerini yürüten fakat ulusal konularda Moskova'ya tabi olmalarını sağlamak üzere Rusya tarafından birer vali atanan cumhuriyetler.

Ta 1550'lerde Çarlık Rusyası yağmacı Tatarlar boylarıyla savaşırken, Çar Korkunç İvan, Volga nehri boyunca şimdi bu cumhuriyetlerin halklarının yaşadığı topraklarda kalelerden oluşan bir savunma hattı inşa etmişti.

Gayet pragmatik bir yaklaşımla, Tatarlar dışında kalan halkların çoğu o sırada Rusya'nın himayesi altına girmeye yöneldi ve nihayetinde kazanan tarafı seçtikleri belli oldu, çünkü İvan gerçekten adına yakışan korkunç zulmüyle Tatarlara diz çöktürmeyi ve Rus imparatorluğuna bağlamayı başardı.

Geziye, başkent Çeboksarı'nın tren garında yolcuları halk şarkıları söyleyen bir grubun karşıladığı Çuvaşistan'dan başladım.

Çuvaşistan'daki rehberim Tamara Vorobeyeva, "Rusya'ya katılma kararı sömürgeleşmektense kültürümüzü koruma tercihiydi" diyor tereddütsüz.

Çuvaşistan halkının çoğunluğu, Çuvaş asıllı olduğunu söylüyor ama Vorobeyeva, Ruslar ve Tatarlarla yüzlerce yıl karışarak yaşamış olmaktan dolayı tipik bir Çuvaş görünümünden bahsetmenin zor olduğuna işaret ediyor.

Rehberim buna karşılık Çuvaş kültürünün Sovyetler Birliği'nin çöküşünden bu yana bir canlanma dönemine girdiğini, şu anda okullarda Rusça'nın yanısıra Çuvaşça da okutulduğunu ve sokaklardaki tabelaların her iki dilde de yazıldığını anlatıyor.

"Rusya içinde olmaktan çok mutluyuz ve ayrımcılığa uğradığımızı düşünmüyoruz" diyor ama herkesin kendisi gibi düşünmediğini de ekliyor: "Bazı aşırı unsurlar, kültürel canlanmanın daha ileri götürülmesini ve Çuvaşça'nın tek resmi dil olmasını istiyorlar. Ama bu, cumhuriyetteki Rus asıllı nüfusu göçe zorlar ve o da ekonomik çöküntü getirir."

Telif hakkı bbc

90 kilometre mesafedeki komşu Mari El Cumhuriyeti'ne Çuvaşistan'dan trenle çam ormanlarının içinden geçerek gidiliyor. Mari halkı buraya 6. yüzyılda Urallardan gelmiş ve konuştukları dil Finceye çok yakın.

Mari El'de önemli bir etnik Rus çoğunluğu yaşıyor ve kültürler de insan tipleri de yüzlerce yıldır birlikte yaşaya yaşaya birbirine benzemeye başlamış.

Gitmeden önce Mari kültürünün tehdit altında olduğuna ilişkin bazı araştırmalar görmüştüm, ama orada görüştüğüm İngilizce öğretmeni Svetlana Maimina bunun doğru olmadığını, cumhuriyette halkların tam bir uyum içinde birarada yaşadığını düşünüyor.

Maimina, "Benim aslım yahudi" diyor. "Burada sinagog yok, ama hayatım boyunca hiç bir şekilde yahudi düşmanlığıyla karşılaşmadım."

Bölge halkları asırlar içerisinde geleneksel dinlerinden yavaş yavaş Ortodoks Hristiyanlığa dönmüşler.

Yine de başkent Yoşkar Ola'daki Mari El ulusal müzesinde karşılaştığım Nastia Aiguzina, Mari halkının hala eski dini inançlarını da koruduğunu anlatıyor:

"Kırsal bölgelerde, her köyde bir şaman vardır. Kutsal ormanlık alanlarda şölenler verilir, ağaçlarda yaşayan kutsal ruhlara hayvanlar kurban edilir."

Ortodoks kilisesi bu çok tanrılılık mirasına nasıl bakıyor acaba? Aiguzina kilisenin olumsuz yaklaşmadığını söylüyor. "İki inancı da koruyoruz. İnsanlar sabah kiliseye, öğleden sonra kutsal ormanlara gidebiliyor" diyor.

Volga bölgesinde gezdiğim cumhuriyetler içinde belki de kültürel kimliğin en önemli olduğu yerin, Tatarların nüfusun yüzde 50'sinden biraz fazlasını oluşturduğu Tataristan olduğunu söyleyebilirim.

Tatarların buralara 13. yüzyılda Moğol Altınordu devletinin akınları sırasında geldikleri biliniyor. Bunu üç yüz yıl sonra Rus Çarı Korkunç İvan ile yaşadıkları talihsiz çatışma ve bastırma dönemi izliyor.

Bugünlerde Tataristan'ın başkenti Kazan, petrol zengini modern ve gelişmiş bir kent. Korkunç İvan'ın 16. yüzyılda bir tepeye inşa ettirdiği "Kremlin" hala kente hakim.

Burayı Kazan Üniversitesi öğretim üyelerinden Rezida Muhametzanova ile gezdik.

Komünizmin son buluşundan bu yana kente, birbirine yüz metre mesafede iki görkemli yapı inşa edilmiş:

Tebliğ Katedrali ve Kulşerif Camii.

Muhametzanova, "Bu iki yapı valimiz tarafından farklı dinlere karşı eşit mesafede olmanın bir göstergesi olarak aynı anda inşa ettirildi" diyor ve sürdürüyor:

"Bütün dini inançlar birarada barış içinde yaşıyor burada ve kültürümüzde radikallik yok. Mesela Ben Müslüman bir kadınım ama kapanmam gerekmiyor."

Daha sonra Mordovya'lı Mordvinler ve Başkırdistan'lı Başkırlar ve kızıl saçlarıyla gururlu Udmurtlarla tanışarak - Udmurtistan'dan geçtiğim sırada Kızıl Saçlılar Festivali vardı- sürdürdüm seyahatimi. Tümünün de Rus kültürü ve yaşam biçimine büyük ölçüde asilime olduğunu söylemek mümkün.

Telif hakkı finugor

Rusya'nın cumhuriyetlerinde her zaman bir etnik ve dini uyum hüküm sürdüğü söylenemez. Çeçenistan'ın yakın tarihini düşünmek bile yeterli.

Ama Orta Volga ovalarında bu geniş kültür kazanında birlikte kaynayan kültürlerin, yüzlerce yıldır kaynama noktasına gelmeden demlendiklerini söylemek yanlış olmaz.