Mor Çatı'da bir gün: Kim bu feministler?

Onlar kimine göre eli belinde, kavgacı; kimine göre yanında 'iki çift laf edemeyeceğiniz', sayısız kuralları olan kadınlar. Sosyal medyada veya genel internet ortamında kısa bir arama yapsanız, çirkin olduklarından tutun da, pek fazla çoğalmamaları gerektiği yönündeki temennilere kadar pek çok kelamı görebilirsiniz.

Onlar feministler. Özgecan Aslan'ın ve başka kadınların ölümünden sonra protestoları düzenleyen, kadın çalışmaları, araştırmalar yapan, sorumlu bakanlık ile görüşmelerle mücadelelerini her kademede sürdüren, erkek şiddetine karşı yıllardır seslerini yükselten, bugünlerde ise 8 Mart için hummalı bir çalışma yürüten kadınlar.

Peki feministler kimler? Hem bunu onlara sormak hem de Dünya Kadınlar Günü için yaptıkları çalışmalara tanık olmak amacıyla bir günümü, bu sene 25 yılını tamamlayan Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı'nda geçirdim. Kapılarını ilk kez BBC Türkçe'ye açıyorlar. Bu yer Türkiye'nin pek çok farklı yerinden kadının dayanışma merkezi.

Sabah gittiğimde, telaşlı ve gülümser bir kadın açıyor kapıyı. Hızlıca içeri buyur ediyor beni ve bana bir yer gösterip bilgisayarının başına oturuyor. Bu, günün kalanındaki koşturmacanın küçük bir emaresi henüz. Yerlerde torbalar içinde bez çantalar, raflarda kitaplar, duvarlarında onlara başvuran çocukların yaptığı resimlerle rengarenk bir yer burası.

Bana kapıyı açan Seda, ofisin koordinatörü. Birazdan, ön ve arka tarafı uzun bir koridorla ayrılan ofisi gezdirecek ve her odanın işlevini anlatacak. "Burası gönüllü avukatların görüşme yaptığı yer, burası toplantı salonu, burada gönüllü psikologlarımızın terapi odası..."

'Tabii ki sevmeyecekler'

Şiddete uğrayan kadınlara yardım etmeyi değil, onlarla dayanışmayı ilke edinen Mor Çatı, sığınak ile kadınların "güçlenme süreçlerine" destek veriyor. Ofiste sürekli bulunan 6 kişilik bir ekip var. Ancak dönüşümlü olarak ofise gelen gönüllü avukatlar ve psikologlarla birlikte bu sayı artıyor.

Seda masasının başına dönerken, ben de Nacide'nin yanına gidiyorum. Yarım saat sonra Mor Çatı'nın 25. yılı için düzenleyecekleri dayanışma yemeğinin düzenlemeleriyle ilgilenecek. Çıkmadan onunla konuşuyorum.

Feminizm geçmişini şöyle anlatıyor: "Aslında çocukluğumdan beri, gençlik dönemleri dahil, eşitsizlikle karşılaştığında tepki veriyordum. Benden önce benim etrafımdakiler feminist demeye başladılar. Politik olarak kendime feminist demem üniversite yıllarında oldu."

Bence harika kadınlarız'

Peki feministlerle ilgili türlü çeşitli olumsuz algıya ne diyor? Olumsuz algıyı yaratanın erkekler olduğunu söylüyor ve ekliyor: "Sonuçta erkek egemen bir toplumda yaşıyoruz ve biz onu yıkma iddiasıyla yola çıkıyoruz. O yüzden tabii ki sevmeyecekler."

Beni karşılayan Seda Çavuşoğlu ise biz ile konuşurken bir yandan kapıya bakıyor, bir yandan telefonlara yanıt veriyor. Bazı şirketler, çalışanları adına yaptıkları bağışlar için teşekkür kartı istiyor, bazıları da Mor Çatı'nın çantalarından almak istedikleri için arıyorlar.

Telif hakkı RENGIN ARSLAN
Image caption Seda Çavuşoğlu

Öğle saatlerinde Seda'yı yakaladığımda önce toplumsal algıyı soruyorum ona da. Bir arkadaşımın feministler için "öcü" benzetmesi yaptığını söyleyip sözü ona bırakıyorum: "Hiç değil. Baksana çok tatlıyız. Bence harika kadınlarız! Bu algıya bazen çok öfkeleniyorum. Bir ortama girdiğimde bunu duymamam gerekiyormuş gibi geliyor. Sen erkek düşmanı değilsin değil mi diye sorular da duyuyoruz. Bir taraftan da bu feminist hareketin gücünü de gösteriyor. Bu gücü görünce kadın dayanışmasının ne kadar etkili olduğunu da gösteriyor" diyor.

Ofisin sosyal çalışmacılarından, yani Mor Çatı'ya ulaşan kadınlarla ilk görüşmeleri yapan ekipten Esen Özdemir ise "Bütün hayatımızı kavga ederek geçirdiğimizi düşünüyorlar. Tabii ki öyle değiliz. Çok eğlenceliyiz üstelik" diyor. Kendi gündelik ilişkilerinde de sohbetlerde feminist olmasıyla ilgili nükteli laflarla karşılaştığını söyleyen, Esen, "Tamamen karikatürize ediyor mücadelenizi, duruşunuzu" diyerek eleştiriyor bu sözleri.

Bu arada Seda'nın "çok eğlenceliyiz" sözü hayat buluyor Mor Çatı'da. Stresli, zamanla yarışmaları gereken anlarda, sürekli çalan telefonları ardı ardına yanıtlarken bile küçücük bir espriden kahkahalar yükseliyor ofisin içinden.

"Feminizm, kadınların erkekleşmesi değil"

Esen faaliyet raporunu tamamlayacağı için onun yanından ayrılıp, ofise az önce gelen gönüllü avukatlardan Esra Baş'ın yanına gidiyorum.

Diğer sorularımdan önce ise gördüğüm bir açıklamayı soruyorum önce. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir iki saat önce bir açıklama yapmış ve "Bazıları diyor ki bize ana demeyin, biz kadınız. (...) O makama ulaşmak herkesin de kârı değildir" diyerek bu söyleme sahip çıkan kadınları eleştirmişti.

Esra Baş'a yorumunu soruyorum: "Ben de anneyim. Feminizm ve anne olmak elbette birbiriyle çatışmıyor. Üstelik feminizm, kadınların erkekleşmesi değil. Amacımız kadınların özgürleşmesi" diyor.

Kendi hikayesini ise şöyle anlatıyor: "Feminizmin sokaktan öğrenilen bir şey olduğunu düşünüyorum. Hayatımda çelişkileri küçük yaştan beri gördüm. Aile içindeki roller, ayrımcılık. Bunun farkında olmak bir isyan duygusu getiriyor beraberinde."

Onun yanından ayrılıp, bir şirkete gidecek çantaları almak için gelen orta yaşlı, güler yüzlü bir adamı görüyorum kapının girişinde. Seda çantaları verirken, ikimize dönüp çok nazik bir şekilde "Bu arada efendim, dünya bayanlar gününüz kutlu olsun" diyor. Dünya Kadınlar Günü diye düzeltmemiz nafile; o mahcup bir gülümsemeyle yüzümüze bakıyor, kendi tercihinde ısrarcı.

Mor Çatı ne yapıyor?

Ben oradayken çalan telefonların bir kısmı hukuki yardım için arayan kadınlardan geliyordu. Bu süreci en başından itibaren koordine eden sosyal çalışmacılardan Esen, ne yaptıklarını şöyle özetliyor: "Bir kadını burayı aramasının bile çok zor olduğunu biliyoruz. Onun için çok travmatik bir şey anlattığının bilinciyle dinliyoruz. Kadın nasıl bir şiddet yaşantısının içinde, ne yapmak istiyor, neler yapabilir, riskleri neler gibi şeyleri birlikte değerlendiriyoruz. Sosyal destek bu resmi çıkarmakla ilgili."

Hukuki destek almak istiyorsa, buradaki avukatlar onlara avukatlık hizmeti değil, danışmanlık hizmeti sunuyor. Mor Çatı'nın bu yöndeki ilkesini "sosyal hizmet değil dayanışma" diye açıklıyorlar.

Telif hakkı RENGIN ARSLAN
Image caption Nacide Berber

Belki ne yapmadıkları da bu konuda fikir verebilir. Bunu yine Esen açıklıyor: "İnsanlar bir kadını kurtarmak istiyor örneğin. 500 lira verip, evinde yanında kalsın, işlerini yapsın istiyor. Bunu bahşettiğini düşünüyor çünkü. Çocuklara burs verip, koltuğunun altına alıp, fotoğraf çektirmek istiyorlar. Sığınağa gelip kadınlara çiçek vermek, elden para vermek istiyorlar. Birçok profilden insan var bunu yapmak isteyen. Bizde dayanışmadan çok yardım kültürü var. Biz ise yardım kuruluşu değiliz, başvuran kadınlar da mağdur da değil" diyor.

Adresi bulurken güçlenen kadın

Gün içerisinde bütün sohbetlerimizde en çok kullandıkları kelimeler ise, kadınların güçlendirilmesi, dayanışma. Kendilerine başvuran kadınların ne kadar güçlü olduklarını ise Seda çarpıcı bir örnekle anlatıyor:

"Bir gün, bir kadın Mor Çatı'ya gelmeye çalışıyordu ve yolda gelirken beş-altı kez aradı. O sokak mı, şurası mı, bu bina mı diye. Buraya geldi sonunda ve 'kendimi o kadar mutlu hissediyorum ki beş senedir dışarı çıkmıyordum. Mahalleden öteye gitmemiştim. İlk kez mahallemden çıktım ve adresi bulabildim' dedi. Adres bulma sürecinde bile güçlenmiş bir kadın olarak geldi buraya. Biz kurtarıcı kadınlar değiliz. Biz onlardan güçlü değiliz zaten. Şiddet yaşadığınız bir evde hayatta kalabiliyorsunuz, bu inanılmaz bir şey. Güçlü olanlar onlar."

Çıkmadan önce belki bugün en az sohbet edebildiğim, Mor Çatı'nın muhasebesini tutan Hilal'in de katılımıyla toplu bir fotoğraf çekebiliyorum. Fotoğraftaki neşeleri, benim için bugünün özeti. Onlar kadınların uğradıkları şiddet ve yüzlerce hikaye arasında dayanışmanın keyfiyle gülmeye devam ediyorlar. Saat 5 gibi yanlarından ayrılıp İstiklal Caddesi'ne çıkıyorum. Mor önlükleriyle kadınlar 8 Mart'taki eylemlerine çağrı yapıyorlar.

Sonra Kadıköy'de düzenlenen, sadece kadınların davetli olduğu sokak partisine gidiyorum. Orada ise sadece kadın sanatçıların söylediği şarkılarla dans ediyor kadınlar. Ajda Pekkan'ın sesinden şu nakarata dolu dolu eşlik ediyorlar her seferinde: "Hür doğdum hür yaşarım."