Uçak kargosunda 4 gün geçirip, ölümden dönen adam: Brian Robson

Telif hakkı n

BBC, geçen ay kendisini 1964'te kargoyla Londra'dan Avustralya'ya postalayan İngiliz vatandaşı Reg Spiers'ın öyküsünü yazmıştı.

Aynı yıl, Brian Robson adlı bir Gallerlinin, Spiers'tan ilham alarak aynı yolla ama bu kez ters istikamette Londra'ya gelmeye çalıştığı ve ölümden döndüğü ortaya çıktı.

TIKLAYIN: SPIERS'IN ÖYKÜSÜ

Brian Robson, "Avustralya benim için tamamen bir şok oldu. Çok zorlandım. Avustralya'ya ayak basar basmaz, buradan bir an önce gitmek istedim" diyor.

Ama Robson'ın dönüş bileti alacak parası yoktu. Avustralya'ya da ülkede iki yıl çalışmasını gerektiren bir göçmenlik programıyla gitmişti.

Seyahat masraflarını Avustralya hükümeti üstlenmişti ve Robson'ın iki yıl çalışmadan yasal yollarla pasaport alması mümkün değildi.

Demiryollarında gişe görevlisi olarak çalışmayı sıkıcı buluyor ve yalnızlıktan şikayet ediyordu. Avustralya'da bazı akrabaları olmasına rağmen, ülkesine dönmek için yanıp tutuşuyordu.

İngiltere'ye dönen bir akrabası vardı. Gemiye kaçak olarak binebileceğini söyledi. Şansını denemek istedi.

Ziyaretçi olarak gemiye bindi. Gemi demir alıncaya kadar saklandı. Ama birkaç saat sonra Robson'ı deniz tuttu. Gemi mürettebatından bir kişi Robson'ı revire götürdü. Kaçak olduğu anlaşıldı, Yeni Zelanda'da gemiden indirildi.

İlk deneme

Başka çaresi kalmamıştı, Avustralya'daki bir akrabasından borç aldı, Syndey'e döndü.

Reg Spiers'ın öyküsünü okudu. Spiers, bir ahşap sandığın içinde Londra'dan Perth'e gelmişti. Aynı yöntemle geri dönmeye karar verdi:

"Gazetede haberi okur okumaz aklıma yatmıştı. Başka çarem yoktu."

Melbourne'e gitti. Planını hayata geçirmek için iki arkadaşından yardım istedi.

Önce "Çıldırmış olmalısın" dediler. Ama Robson, bir hafta içinde arkadaşlarını ikna etmeyi başardığını söylüyor.

Telif hakkı n

Bundan sonra aşama, Avustralya havayolu şirketi Qantas'tan kargo bilgilerini almaktı.

İki soruya yanıt arıyordu. İngiltere'ye göndereceği sandığın boyutları en fazla ne kadar olabilirdi ve Spiers'ın yaptığı gibi ödemenin teslimatta yapılması mümkün müydü?

Sonra kendisine 76 x 66 x 96cm ölçülerinde bir sandık yaptırdı.

Sandık, evine teslim edildi, bir sonraki aşamaya kadar da burada kaldı.

Kııpırdayacak yeri yok

Robson Qantas'a İngiltere'ye bakım için bilgisayarını göndereceğini söyleyecekti:

"Arkadaşlarımdan biri, işyerindeki belgelerden bir fatura yaptı. Aldım Qantas'a götürdüm.

Planının işe yaracağına emin olan Robson, gidiş tarihini belirledi dönüş hazırlıklarına başladı.

Sandık, Robson'ı taşıtabilmesi için iplerle güçlendirildi. Sandığın bir tarafını Robson içeriden çiviledi:

"Yanıma Londra'da çivileri çıkarmak için bir pense almıştım."

Sandığı, Reg Spiers'ınkinden çok daha küçüktü. Kıpırdayacak yeri yoktu, üstelik bavulu da sandıktaydı:

Bir pense, bir el feneri, iki şişe

"Sandığa sığmıştım. Dizlerimi göğsüme çektim, bavuluma yasalandık. Bavul oldukça büyüktü ve hareketimi daha da sınırlıyordu. Bacaklarımı uzatamıyordum. Dönemiyordum. Önce fena değildi. Ama sonrası iyi değildi."

Telif hakkı n

Robson sandığa iki yastık koymuştu.

Bir el feneri ve iki de şişe. Biri su, diğeri de tuvalet ihtiyacı için.

Yolculuğunun ilk ayağı, Melbourne-Sydney arası iyi geçti. Ama sonrasında terslikler başladı.

"Çok acı duymaya başladım. Boynum ve başım hemen zonklamaya başladı. Tüm ağırlık boynuma binmişti. Kan başıma hücum etmişti. Gözüm kararmaya başladı. Acı içindeydim."

Baş aşağı 22 saat sandıkta

Robson baş aşağı 22 saat geçirdi. Ama pes etmeyi aklından hiç geçirmedi:

"Ya Londra, ya ölüm. Gitmeyi bu kadar çok istiyordum."

Sonunda sandık düzeltildi ve başka bir uçağa kondu.

Robson tekrar havadaydı ve artık onu durduracak bir şey yok diye düşündü.

Ama Qantas'ın uçak çok dolu olduğu için onu bir İngiltere'ye daha uzun sürede gidecek bir Pan-Am uçağına aktardığını bilmiyordu.

Kargo bölümü soğuktu ve Robson sandığın içinde donuyordu.

Robson'ın gözleri kararıyordu. Bilinci gidip geliyordu. Kabuslar görüyordu. Kabusunda onu havada uçaktan atıyorlardı:

"Şimdi düşününce çok delice geliyor. Ama gerçekten korkunç saatler geçirdim."

Telif hakkı n

Uçağı sonunda indi. Hala sandıktaydı.

İngiltere'ye geldiğini düşündü. Saatine bakmak istedi. Hem saati hem de tarihi öğrenecekti. Ama çok ağrısı vardı ve kıpırdayamıyordu. Sandığa tutturduğu el feneri 20 santim uzaktaydı ama uzanamıyordu:

"El fenerini tuttum. Açtım. Ama sonra düşürdüm. Sonra bir daha alamadım. Fener açık kaldı."

Gary Hatch adlı kargo görevlisi, sandıktan ışık geldiğini gördü. Merak etti sandığa bir delik açtı.

İçeri bakınca gördüklerine inanamadı. İçeride ceset var sandı. Robson, konuşamıyordu ve kıpırdayamıyordu. Bu yüzden ölü olmadığını anlatamadı. Hatch gitti, biraz sonra gümrük memurları, doktorlar ve polis memurlarıyla geri döndü.

'Dizlerim sandıktaki gibi katlıydı'

Biraz tartıştıktan sonra sandığı kırarak açmaya karar verdiler. Robson'ın çilesi bitmişti. Ama Londra'da değildi. Başındaki adamlar Amerikan aksanıyla konuşuyorlardı. Robson Los Angeles'taydı:

"Üç-dört kişi beni sandıktan çıkardı. Sırt üstü yatırdılar. Dizlerim sandıktaki gibi katlıydı. Bacaklarımı bastırınca vücudum öne geliyordu. Sonra bacaklarımı düzelttiler ve beni hastaneye götürdüler."

Medya Robson'ın öyküsüne büyük ilgi gösterdi. Hastanedeyken televizyonlara çıktı.

Sesi geri geldi. FBI'ya kaçırılmadığını, casus olmadığını sadece memleketini özleyen bir Gallerli olduğunu söyledi.

Sandıktan first-class'a

FBI, Robson'ı ne yapacağını bilemedi. Amerika'ya kaçak gelmişti ama dava açmadılar. Sorumluluğu Pan-Am'a yüklediler. Pan-Am, Robson'ı Avustralya'ya götürebileceğini açıkladı. Gördüğü ilgiden cesaret alan Robson, Londra'ya gitmek istediğini söyledi. Üstelik first-class yolcusu olarak..

Robson sandıkta toplam dört gün geçirdi. Hayatta kaldığı için ve Los Angeles'ta her şey ortaya çıktığı için şanslıydı. Zira Los Angeles'tan aynı şekilde sandığın içinde Londra'ya gelseydi, kutup bölgesinden geçişte kargoda donarak ölebilirdi:

Başından geçenlerin film olmasını isteyen Robson, Avustralya'ya tatile de gitmiş:

"O zaman bilgisayar yoktu, vize yoktu. Bu yüzden benim daha önce orada olduğumu bildiklerini sanmıyorum" diyor ve ekliyor:

"Şimdi 70 yaşındayım. Düşünüyorum da çocukken doğru düşünemiyorsunuz. Şimdiki gençler de bir şey yapmaya karar verdiler mi sonuçlarını düşünmüyorlar. Yaptığım şey çok tehlikeliydi. Ama hiçbir zaman vazgeçmeyi düşünmedim. Bu yapacağım en son şey olurdu."

İlgili haberler