1915'ten 100 yıl sonra kişisel bir yolculuk: Eskişehir’in Ermenileri

Telif hakkı Arsiv

100 yıl önce Osmanlı hükümetinin kararıyla tehcir edilen yüz binlerce Ermeni'nin önemli bir kısmı ya açlıktan öldü ya da öldürüldü. Onların yüzlerce yıldır yaşadıkları bu topraklardan giderken geride bıraktıkları kiliseler, evler, dükkanlar da tahrip edildi veya el değiştirdi.

BBC için hazırladığımız belgesel için ben de kişisel bir yolculuğa çıktım. Memleketim Eskişehir'de varlığını çok geç öğrendiğim bir Ermeni kilisesinin 100 yıllık tarihi, Anadolu'da o günden bu yana ne olduğunu anlamak için küçük bir ipucu veriyor.

Eskişehir'de doğdum ve büyüdüm. Üniversiteye gidene kadar bu kentin sokaklarında bisiklete bindim, koştum, oynadım. Ben küçükken çamuruyla ve ayazıyla meşhurdu. Ayaz hali baki ancak şimdi daha çok dünyanın en güzel kentlerini aratmayan şehircilik anlayışı ve iki üniversitenin de etkisiyle daha da canlı hale gelen kültür hayatıyla ünlü.

Bu kentin her şeyini, sokaklarını, tarihini, Frig Vadisiyle başlayan, anıtsal Yazılıkaya ile simgeleşmiş binlerce yıllık geçmişinden her detayı bildiğimi düşünürdüm. Bugün yanıldığımı anlıyorum.

Henüz lisedeyken, bugüne kadar kalan dostluklarımızın ilk kurulduğu yer Porsuk Çayı'nın kenarı, bizim deyişimizle su boyuydu. Şimdi yıkılmış olan Kılıçoğlu Sineması'nın önünde veya diğerlerinden nasıl ayırt ettiğimiz bilinmez bir ağacın altında buluşur, kitap, kaset ve dergilerimizi paylaşırdık.

İstasyona giden ara sokaklarda yürür, bazen günbatımını izlemek için istasyondaki bir banka otururduk.

Bunları anlatmamın nedeni şu: Çocukluğumuza ve gençliğimize damgasını vuran ve gurbette dönüp sarıldığımız anılarımızın başkenti olan bu şehrin gizli, pek konuşulmayan tarihiyle yeni tanıştım.

Bir Ermeni kilisesinin tarihi

İstanbul'da üniversitede bir arkadaşım Eskişehir'de Ermenilerin yaşadığını söylediğinde 20'li yaşlarımın başındaydım. Bunu ilk duyduğumda benim için şaşırtıcı olan Ermenilerin, Eskişehir'deki eski kilisesinin yerini söylemesi olmuştu. İnanamamıştım. Çünkü kentin göbeğinde erotik filmlerin gösterildiği ve elbette önünden hiçbir zaman geçmediğimiz bir sinemanın eskiden Ermeni kilisesi olması gerçeği pek de kolay kabul edilebilir bir şey değildi.

Hem gazeteci hem de kentin tarihini yakından inceleyen biri olduğu için babamı arayıp yeni edindiğim bu şaşırtıcı gerçeği sorduğumu hatırlıyorum. Arkadaşıma hala inanmamış olacağım ki, ona da "Eskişehir’de gerçekten yaşadı mı Ermeniler?" diye sormuştum. O zaman bana Eskişehir'in ilçelerinden Sivrihisar'daki, 2010'da restore edilmeye başlanacak olan kiliseden söz etmişti. Arkadaşı ve tanıdığım en iyi arşivcilerden Ahmet Atuk, bu kilisenin fotoğrafını göstermişti. Demek Ermeniler Sivrihisar'da da yaşamıştı!

Bunları kabul etmeye direnmemin bir nedeni daha vardı: İyi okumuş, açık görüşlü ve kent bilincine sahip bir toplumda bir tarihin göz ardı edilmesini aklım almamıştı.

Şimdi ise tahmin edebileceğimden fazlasını biliyorum. Önce Anadolu Üniversitesi'nden tarihçi Kemal Yakut yardım etti memleketim ile ilgili daha fazlasını öğrenmeme.

Bir istasyonun hikayesi

Eski kilise, sonra sinema şimdi ise Tepebaşı Belediyesi'nin kültür merkezi haline gelen binada konuşmaya başladık Ermenilerin bu topraklardaki tarihini. Şimdi en azından kültür merkezi olarak kullanıldığı için "onuru" kurtulan bu binanın kilise olduğunu bize hatırlatan tek bir parçası var. O da restore edilmiş kubbesi. Binanın dışından bugüne pek az şey kalmış. Eski fotoğrafıyla bugünü arasında neredeyse hiçbir benzerlik yok.

Kültür merkezinin etrafını düşünüyorum. Burasının da eski bir Ermeni mahallesi olduğunu tahmin etmek zor değil. Kemal Yakut kent merkezinde 4 bin 500, il sınırları içinde ise yaklaşık 10 bin Ermeni'nin yaşadığını; fırıncılıktan, lületaşı ustalığı ve ticaretine, demircilikten duvar işçiliğine kadar her mesleği yaptıklarını söylüyor.

Bir zamanlar Eskişehir'e tiyatroyu getiren Ermenilerin ibadethanesi, şimdi oyunların da sergilendiği bir sahne. Kaderin belki hoş, belki trajik bir cilvesi bu.

Çocukluğumdan beri hayranı olduğum eski iki katlı evlerin bazılarının Ermenilerden kalma olduğunu, istasyon ve Porsuk Çayı'nın şimdi apartmanların yükseldiği iki yakasında Ermeni evleri olduğunu anlatıyor Kemal Yakut. Yine kent merkezindeki Ermeni mezarlığının üzerine apartmanların dikildiğini de ekliyor.

1915 yılının Temmuz ve Ağustos aylarında binlerce Ermeni getirilmiş Eskişehir'e. Kemal Yakut anlatıyor:

"Eskişehir istasyonu adeta bir mahşer gününü andırıyor bundan 100 yıl önce. 20-30 bin Ermeni'nin günlerce burada aç ve susuz bırakıldığını görüyoruz. Daha sonra Eskişehir'de yaşayan Ermeniler bu istasyon çevresinde yaşayan Ermeniler, bu ırkdaşlarına, soydaşlarına yardım ediyor ancak sonuçta Eskişehir'de yaşayan Ermeniler de aynı akıbete uğruyorlar."

Kemal Yakut, burada yaşayan Ermenilerin uzun süre böyle bir kaderi hiç beklemediklerini, toplumla çok iç içe oldukları için kendilerinin gönderilmesi için bir sebep görmediklerinden "Bizi göndermezler" dediklerini söylüyor.

Eskişehirliler bir süre ekmeksiz kalmış

Onlar beklemedikleri ve sonu belirsiz bir geleceğe gönderilirken, Eskişehir halkının bir süre ekmeksiz kaldığını yine Kemal Yakut'tan öğreniyorum. Fırınlar Ermeniler tarafından işletildiği için bir süre kent merkezinde üstü dumanlı ekmeklerin bulunamadığını...

1915'ten önce kentin ticaret odası yönetiminde mutlaka Ermenilerin olduğunu söylüyor Yakut. Aras Yayıncılık tarafından basılan "1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeniler" isimli ansiklopedik kitapta ise Porsuk Çayı kenarındaki Ermeni okulunu görüyorum.

Sonra istasyona gidiyoruz. Hem pek çok kişi için bir gelir kaynağı olduğundan, hem Eskişehirlileri başkente ve İstanbul'a bağladığından, hem de ovaya yayılan tren düdüğü sesi hemen hemen her evden duyulduğundan istasyon önemlidir bu kentin insanları için.

Kemal Yakut bana bu tren yolunda Ermenilerin çalıştığını ve aslında 19. yüzyılın sonlarında pek çok Ermeni'nin burada çalışmak için Eskişehir'e göçtüğü anlatıyor. Acaba bu tren yolunun soydaşlarını ve kendilerini o bilinmez geleceğe taşıyacağını bilebilir miydi o zamanlar?

Kilise, istasyon, yaşadıkları ve şimdi ayakta oldukları için şanslı olan evler, bunların yanında 1915'ten sonra yıkılmış veya el değiştirmiş diğerleri. Artık olmayan binlerce insanı düşündüğümüzde binaların bir önemi yok. Ancak onlardan kalanları korumaya çalışmadığımızın bir göstergesi olabilir olmayan binalar.

1927 yılında yapılan nüfus sayımında anadil sorusu da soruluyor. O yıllarda bu soruya Ermenice olarak yanıt verenlerin sayısı sadece üç.

Şimdi Eskişehir'de Ermeni olup olmadığını merak ederseniz, yanıt basit ve kısa: Yok ya da varlarsa da bilinmiyor.

Kapısı aralanmamış tarihler

Eskişehir'de gördüklerim öğrendiklerim, sadece yeni bilgiler olarak kazınmadı hafızama. Aynı zamanda, geçmişim, çocukluğum ve benim için bin bir anıyla yüklenmiş olan sokaklar, evler, caddeler değişti; tarih değişti.

Politik tartışmaları, tehcir kararının 100. yılı nedeniyle arka arkaya yapılan açıklamaları bir yana koyuyorum. Şimdi sadece şunu düşünüyorum, herkesin kendi memleketinde, geçmişinde henüz kapısı aralanmamış bir tarih var. Belki de her şeyi konuşmaya önce buradan başlamak gerek.

Bir yandan en başından beri yanıtını merak ettiğim bir soru kulağımda çınlıyor: Onlardan bir türkü bile kalmamış. Hiç şarkı da söylemezler miydi?