DERGİ - İngiltere'de ofis hayatının belirgin özellikleri

Telif hakkı Getty

İngiltere’de ofis yaşamının en önemli etkinliklerinden biri çay ve bisküvi molası ritüelidir.

Şilili mimar Camila Rock Londra’daki ofisinde her gün saat 16:30’da çay molasını müjdeleyen bir zil olduğunu söylüyor. O sıra ofis yarım saat süreyle durur, hazırlıkları ise her hafta farklı bir grup yaparmış.

“Çayıma biraz süt katmazsam içtiğimin düzgün bir çay olmayacağı ilk günden itibaren söylenmişti” diyen Rock ve bu sosyalleşme anını zevkle beklediğini ifade ediyor.

Gerçekten de İngilizler ikindi çaylarını ciddiye alır. Bu her sektörde ve her yaş grubunda böyledir. Eski bir gelenek olsa da ikindi çayı yeniden eski önemini kazanmaya başlıyor.

Fransız moda uzmanı Irwin Welcman bunun sıcak bir gelenek olduğunu söylüyor. 2013’te Paris’ten Londra’ya taşınan Welcman “Ekipte ne zaman biri kendisine çay yapmaya gittiğinde diğerlerine de soruyor ve artık herkes bir diğerinin çayı nasıl içtiğini biliyor” diyor.

Farklı bir üslup

İngiliz ofislerinde tespit etmesi bu kadar kolay olmayan başka alışkanlıklar da var. İş dünyasında her yerde benzer bir dil kullanıldığı sanılır, ama İngilizlerin kendi ayrı lehçeleri vardır.

Telif hakkı Getty

Toplantı ne kadar önemli olursa olsun öncesinde kısa süreli bir muhabbet ikindi çayı kadar bir İngiliz geleneğidir. Havadan, katılımdan ve yenen yemekten söz açmak İngiltere’de yaygın sohbete başlama konularıdır.

Fakat İngiltere’deki alışkanlıkla boş gevezelik yapmak, iddialı olma ve hemen konuya girmenin iyi liderlik becerileri arasında sayıldığı Amerika’da hoş karşılanmaz.

Ne var ki fazla konuşmak da İngiltere’de başınıza dert açabilir.

Şilili Rock dört yıl önce şirketin Londra’daki ofisine taşındığında ortamın sessizliği onu çok şaşırtmıştı. Ofis çok büyük olmasına rağmen çıt çıkmıyordu. “Şili’de ofiste her an dolaşan birilerini görmek mümkün, oysa İngiltere’de herkes çok sessiz ve kibar” diyor Rock.

Dolaylı sözler

Avukat Sean Fitzgerald 2012’de New York’tan Londra’ya taşınmış. İngilizlerin direkt ve saldırgan algılanabilecek tutumlardan nasıl kaçındığına, işyerinde Amerikalılardan daha pasif-saldırgan olduklarına dikkat çekiyor.

“Resmi bir dil kullanmaya, kibarlığa ve bir ölçüde saygılı olmaya önem veriliyor.”

Amerikalı Amy Peterson, İngilizlerin birine “beni sinir ediyorsun” demeden dolaylı kelimelerle bu duygularını anlattıklarını ifade ediyor. Örneğin bir proje müdürün hoşuna gitmemişse onu hazırlayana “bunu sevmedim” demiyor; onun yerine “Ne yapmaya çalıştığını anlıyorum, ama başka neler yapılabileceğini konuşalım” dediğini belirtiyor.

Peterson sekiz yıl önce piyasa analisti olarak Washington’dan Londra’ya geldiğinde, ofis çalışanlarını birbirinden ayıran bölmelerin yerine açık plan ofiste uzayan ortak masaları görünce şaşırmış.

“Sanki hiç özel alanım yoktu. Telefonda konuşmak sinir bozucu oluyordu, sanki herkes konuşmanızı dinleyebilir gibi geliyordu” diyor.

Peterson transatlantik kültür şokunu “küçük küçük şeyler birleşince her şey farklıymış hissi doğuruyor” sözleriyle anlatıyor.

İş-özel hayat dengesi

Herkesin üzerinde anlaşabileceği bir konu, İngilizlerin iş-özel hayat ayrımını iyi yapıyor olmaları.

Türkiyeli Erkan Atay’ın kendi ülkesinde iş günü sabah dokuzdan akşam dokuza dek uzayabiliyormuş. Yaptığı iş daha fazla olduğundan değil, iş arkadaşlarıyla uzun öğle yemeği ve kahve molaları almasından kaynaklanıyormuş bu. Atay üç yıl önce İngiltere’ye taşındığında çok şaşırmış. Telekom şirketindeki iş arkadaşları akşam 5’te işten çıkıyormuş. “Burada herkes makine gibi çalışıyor; kahvaltı ve öğle yemeklerini bilgisayarı önünde, masa başında yiyor ve arkadaşlarıyla sadece iş gereği konuşuyor” diyor.

İstanbul’daki yaşantısından sonra Londra’ya alışmak zor gelmiş Atay’a. Ama İngiltere’deki dengeli yaşamın hoşuna gittiğini söylüyor. Akşam 5’te ofisten çıkmak, hafta sonu iş e-postalarını kontrol etmek zorunda olmamak ve “Akdeniz tarzı” hararetli ve uzun tartışmalara maruz kalmamak iyi geliyormuş.

Ama yine de Atay Türkiye’deki iş arkadaşlıklarını özlediğini söylüyor. Bir de ofislerin çok soğuk olmasından, ceket giymek zorunda kalmaktan şikayetçi.

Bu makalenin İngilizce aslını BBC Capital’da okuyabilirsiniz.

Dergideki diğer makalelere buradan ulaşabilirsiniz.

İlgili haberler