DERGİ - Hasankeyf'te tarih sulara mı gömülecek?

Telif hakkı Getty

Dicle Nehri üzerindeki Ilısu Barajı tamamlandığında tarihi yerleşim bölgesi Hasankeyf’te binlerce yıllık tarih sular altında kalacak.

Dicle Nehri’nin kenarında yüz yıllık ağaçların gölgesinde kız çocukları renkli elbiseleriyle dolaşırken, güneş yanığı yüzleriyle yaşlı adamlar da koyun ve keçilerini otlatıyordu.

Güneydoğuda Batman’ın tarihi ilçesi Hasankeyf’teyiz. Suriye ve Irak sınırlarına yakın bu tarihi ilçede nüfusun çoğunluğunu Kürtler oluşturuyor.

Arkeologlar burayı dünyanın en eski yerleşim alanlarından biri olarak görüyor. 10 bin yıllık tarihinde Asur, Roma, Pers, Bizans ve Osmanlı gibi dokuz medeniyet görmüş.

Hasankeyf, İpek Yolu’nun önemli bir ticari yol olduğu 12. ve 13. yüzyıllardaki Artuklu ve Eyyubi medeniyetlerinden kalma mezar, saray, cami ve köprü gibi önemli kalıntılar içeriyor. Bölgede 300’den fazla tarihi kalıntı var.

Nehir boyunca insan yapımı mağaralar görülüyor. Bu mağaralarda kuşaklar boyunca tarım ve hayvancılıkla uğraşan aynı aileler ikamet etmiş.

Fakat bu muhteşem kalıntılar bugün tehdit altında. 135 metre yükseklikte 1820 metre genişlikteki Ilısu Barajı’nın 2015 yılı sonunda tamamlanması bekleniyor.

En tartışmalı inşaat projelerinden biri olan bu baraj nedeniyle Hasankeyf’teki tarihi kalıntıların çoğu su altında kalacak. Mağaralarda ikamet eden 25-70 bin kişinin iki km kuzeyde inşa edilen Yeni Hasankeyf’e ya da 100 km güneydeki Yeni Ilısu’ya taşınması gerekecek.

(Eski) Hasankeyf Kaymakamı Temel Ayça, tarihi kalıntıların bir kısmının yüksek bir noktada kurulacak arkeoloji parkına taşınması planlarından söz etti. Taşınamayanların ise yerinde su altı dalış parkında görülebileceğini söyledi. Ancak bu planlara rağmen birçok tarihçi, bilim insanı ve arkeolog inşaattan dolayı Hasankeyf’teki kalıntıların Truva ve Miken’de olduğu gibi tümüyle yok olması kaygısı taşıyor.

Mağarada yaşayan bir aile geleneksel Türk misafirperverliğiyle bizi kahvaltıya davet etti. Buraya “mağara” demek de doğru değil aslında. Yüksek tavanlı, pencereli, geniş ve güzel döşenmiş, elektriği ve suyu olan bu mekanda ben de yaşamak isterdim. Yağda yumurta, keçi peyniri, domates, salatalık, zeytin, gözleme, köfte ve tatlılardan oluşan kahvaltı da mükemmeldi doğrusu.

Aile reisi Sabri Bey ailesinin beş kuşaktır bu mağarada yaşadığını ve tarlaları ve hayvanlarıyla birlikte mutlu bir yaşam sürdüklerini söylüyor. “Şimdi bütün bunlar sular altında kalacak ve bizler istemediğimiz bir yere göçe zorlanıyoruz. Hem de ne için? Elektrik diyorlar. Bizde elektrik var oysa” diyor ve kanıtlamak ister gibi lambanın düğmesini birkaç kez açıp kapatıyor.

“Bize tazminat veriyorlar sözde, ama o berbat yeni evlerden birini satın almaya yetmiyor.”

Kardeşi Hasan söze giriyor: “Başka yere taşınamayız; bizim vatanımız, bizim göreneklerimiz, bizim nehrimiz burada. Ne olur, nasıl uyum sağlarız başka yere bilmiyorum.”

“En kötüsü de ne biliyor musunuz?” diye devam ediyor Hasan. “Burada iş yok, para yok. Onun için barajın inşaatında çalıştım. Kendi ellerimle kendi sonumuzu getirmeye yardımcı oldum yani.”

Birçok bakımdan Ilısu Barajı bu tarihi ilçeyi etkileyen savaş, deprem, fetih gibi birçok etkenden en sonuncusu. Tarihi kalıntılar ve onların etrafında yaşayan insanlar bunların hepsini aştı. Evin kızlarından biri olan Sevi’nin yine ayakta kalmaya dair bir düşüncesi var:

“Belki sizin gibi turistler gelir. Küçük bir restoran açar, kendi yemeklerimizi sunarız; el yapımı elbise ve gümüş satarız. Onlarla konuşacak kadar İngilizce öğreniriz.”

Orada zevkle yaptığım güzel kahvaltıya bakılırsa restoran işi iyi tutar gibi geliyor.

Bu makalenin İngilizce aslını BBC Travel’da okuyabilirsiniz.

Dergideki diğer makalelere buradan ulaşabilirsiniz.

İlgili haberler