Brüksel'le pazarlık İngiltere'yi AB'de tutmaya yetecek mi?

Telif hakkı Reuters

İngiltere Başbakanı David Cameron geçen yıl Mayıs ayında yapılan seçimlere önemli bir taahhütle girmişti.

Lideri olduğu Muhafazakar Parti, seçimlerde tek başına iktidara gelmesi halinde, İngiltere'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliği koşullarını yeniden müzakere edecek ve ülkenin AB'de kalıp kalmaması konusunda en geç 2017 yılı sonunda bir referandum yapılacaktı.

Muhafazakar Parti seçimleri kazandı ve sürpriz yaparak parlamentonun alt kanadı olan Avam Kamarası'nda çoğunluğu da elde etti.

2010-2015 döneminin aksine (İngiltere'yi o dönem Muhafazakar-Liberal Demokrat koalisyon hükümeti yönetti) partisi tek başına iktidarda olan Cameron, AB'yle pazarlığa başladı. Kasım ayında taleplerini AB Konseyi Başkanı Donald Tusk'a iletti ve pazarlıklar sonrası "taslak" bir anlaşmaya varıldı.

Telif hakkı EPA

Cameron'ın "önemli reformlar" getirdiğini belirttiği anlaşma, İngiltere ve Avrupa parlamentolarına sunuluyor. 18-19 Şubat'ta da AB Zirvesi'nde ele alınacak.

Ancak şimdiden Muhafazakar Parti içinde anlaşmayı yeterli bulmayan çevreler seslerini yükseltmeye başladılar.

Bazı milletvekilleri İngiltere'nin her koşulda AB'den ayrılmasından yana.

Çok daha büyük bir grup ise Brüksel'le müzakerelerde Cameron'dan daha fazlasını istiyor. Bu kişiler arasındaki eski İngiltere Savunma Bakanı Liam Fox BBC'ye yaptığı açıklamada, hükümetten 4-5 ismin referandumda "Hayır" kampanyasına destek vereceğinden emin olduğunu söyledi.

Başbakan Cameron, partisinden gelen talep doğrultusunda, kabine mensuplarının referandumda istedikleri karar için kampanya yürütebileceklerini açıklamıştı.

İngiltere ile AB arasındaki pazarlıkları ise dört başlık altında toplamak mümkün:

Ekonomi yönetimi

İngiltere, Euro'nun AB'nin tek para birimi olmadığının birlik nezdinde açık bir şekilde tanınmasını istiyor. Hedefi, Euro Bölgesi'ne dahil olmayan kendisi gibi ülkelerin birlik içinde dezavantajlı konuma düşmesini önlemek.

Londra, AB'nin mali birlik yolunda atacağı yeni adımların Euro Bölgesi'ne dahil olmayan ülkelere de dikte ettirilmememesini talep ediyor, bu yönde kararlar alınmasında ısrarlı.

Zira ancak böyle bir durumda, AB'nin Euro Bölgesi üyesi bir ülke için mali yardım paketi hazırlaması halinde, Londra bu pakete katkı sağlamayacak.

AB ise Euro Bölgesi ile ilgili olarak bundan sonra alınacak kararların bölgeye dahil olmak istemeyen ülkeler için sadece gönüllülük esasına dayanacağını vurguluyor.

Tusk'ın Cameron'a gönderdiği mektupta Euro Bölgesi üyeleri ve diğerleri arasında "karşılıklı saygıdan" söz ediliyor.

Ancak Euro Bölgesi'ne dahil olmayan ülkelerin hakları ve onların gelecekte kurtarma paketlerine katkıda bulunup bulunmayacakları hala net değil.

Rekabet

İngiltere, AB üyesi olduğu 1973'ten beri birliği öncelikle bir "ortak pazar" olarak görmüştü. Birliğin bu özelliğinin artarak sürmesinden yana.

Bu noktada da, birlik kurallarını düzenleyen çok fazla yönetmelik olduğunu düşünüyor, söz konusu yönetmeliklerin azaltılmasına yönelik bir takvimin açıklanmasını istiyor.

AB de rekabetin artırılması için çabalarını artırması gerektiğini, gerekli kurumlarının ve üye devletlerinin ortak pazarı güçlendirmek için gereken tüm çabayı göstermeleri gerektiğini kabul ediyor.

Rekabet, Brüksel ile Londra arasında en sorunsuz alan gibi görünüyor.

Göç

İngiltere, AB üyesi ülkelerin vatandaşlarının İngiltere'de yaşamaları halinde sosyal yardımlara erişimlerinin kısıtlanmasını istiyor.

Londra'nın Brüksel'e teklifi, AB vatandaşlarına, İngiltere'de sosyal yardım almaları için ülkede en az 4 yıl yaşama şartı getirilmesi.

Pazarlıklar sırasında, AB vatandaşlarına sosyal yardım ödemelerinin belli bir süre durdurulabilmesini öngören "emniyet freni" seçeneği de gündeme geldi.

Telif hakkı Getty

AB de bunu, belli bir sürede diğer üyelerden bir başka üyeye önemli oranda göçmen akışı olması halinde sınırlı bir süre yeni bir mekanizma oluşturulabilmesi koşuluyla temelde kabul etti.

Brüksel böylece Londra'nın "4 yıl talebine" de "Evet" demiş oldu.

Ancak bu noktada hala bazı soru işaretleri var:

"Söz konusu olağanüstü dönem ne kadar sürebilecek?" ve "Bu sürenin bitmesi gerektiğine kim karar verecek?"

İngiltere, AB üyesi ülkelerden göçmen işçilerin ülkelerine çocuk yardımı parasını göndermelerini ise önleyememiş görünüyor.

Egemenlik

Kurulduğunda AB'nin temel hedefi, Avrupa halkları arasında "hiç olmadığı kadar yakın bir birlik" oluşturmaktı.

İngiltere ise eğer birlik daha fazla siyasi engtegrasyona yönelirse, kendisine bunun dışında kalma izni verilmesini istiyor.

Ulusal parlamentolara, AB yasalarının uygulanmasının engellenmesi için daha fazla yetki verilmesinde ısrarlı.

Telif hakkı AFP

AB ise farklı üyeleri için farklı entegrasyon düzeyleri olabileceğini ve diğer üyelerini zortla bir yöne itemeyeceğini kabul etmiş durumda.

Hatta pazarlıklarda "kırmızı kart" seçeneği de gündeme geldi ve kabul gördü.

Buna göre AB üyesi ülkelerin ulusal parlamentolarının yüzde 55'i, Avrupa Komisyonu'nun bir önerisini veto edebilecek ya da hayata geçmesini engelleyebilecek. Ancak İngiltere'nin geçmişte birçok konuda AB içinde kendisine müttefikler bulmakta zorlandığı unutulmamalı.

İngiltere, AB'nin sosyal haklar ve iş güvenliği yasalarını değiştirme çabasından ise tamamen vazgeçmiş görünüyor.

Bundan sonra ne olacak?

Londra ile Brüksel arasında varılan anlaşma İngiltere ve Avrupa parlamentolarında tartışıldıktan sonra muhtemelen taraflar arasında son bir pazarlık daha yapılacak.

Nihai metin iki hafta sonra yapılacak AB Zirvesi'nde liderlerin onayına sunulacak.

Onay halinde İngiltere'de AB referandumu için geri sayım başlayacak.

Referandumun 23 Haziran'da yapılabileceği belirtiliyor.

İngiltere'nin AB (o zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu) üyeliği için 1975'te de referandum yapılmış, sandıktan yüzde 67 oyla "Evet" kararı çıkmıştı.

Her ne kadar ülkede açıkça AB karşıtı olan tek parti olan UKIP'in geçen yıl aldığı oy oranı yüzde 12 olsa da, referandumun sonucunu katılım oranı ve Muhazafakar seçmenin tavrı belirleyecek gibi görünüyor.