Quinn: Akademisyenin işi soru sormaktır, soru sormak da hainlik değildir

Telif hakkı Twtter BarisAkademik

Akademisyenlerin dünya genelinde karşı karşıya olduğu tehlikelerle ilgili farkındalık yaratma amacındaki uluslararası ağ Scholars At Risk'in (Risk Altındaki Akademisyenler) kurucu başkanı Robert Quinn yarın görülecek duruşma için Türkiye'ye geliyor.

Bu ağın gündeminde bir süredir Türkiye'deki akademisyenler var.

Barış için Akademisyenler inisiyatifi tarafından hazırlanan "Bu suça ortak olmayacağız" bildirisine imza atan dört akademisyen geçen ay terör örgütü propagandası yapmakla suçlandı ve yarın ilk kez hâkim karşısına çıkacaklar.

Binden fazla akademisyenin destek verdiği bildiri nedeniyle Yrd. Doç. Dr. Esra Mungan, Yrd. Doç. Dr. Muzaffer Kaya ve Doç. Dr. Kıvanç Ersoy Mart ayında tutuklanırken, aynı suçtan yargılanması istenen Yrd. Doç. Dr. Meral Camcı da üç hafta önce yurtdışından gelerek ifade verdi ve tutuklandı.

Bazı akademisyen ise soruşturma ve kovuşturmalara uğrarken, bazıları da çalıştıkları üniversitelerden kovuldu.

Robert Quinn ise gelişmeleri başından beri takip eden isimlerden. Kuruluş 30 farklı kurumun da imzasıyla Ocak ayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a konuyla ilgili kaygılarını dile getiren bir mektup yazmış ve mektuba Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı yanıt vermişti.

Nabi Avcı: Türkiye'ye haksız suçlama

Avcı 3 Mart'ta verdiği yanıtta, kendisinin de bir akademisyen olduğunu hatırlatarak, Türkiye'de akademik özgürlüğün ve özerkliğin yasalarla güvence altında olduğunu söylüyor.

Telif hakkı nyu.edu

Avcı aynı zamanda, kuruluşların konuyla ilgili eksik bilgiye sahip olduğunu belirterek şunları söylüyor:

"Akademisyenler, herhangi bir sosyal veya siyasi anlaşmazlık konusunda makul, tarafsız ve barışçıl açıklamalar yapmakla sorumlu olmakla birlikte, bahsi geçen açıklamayı imzalayan bu akademisyenler Türkiye hükümetini 'planlı bir katliam' ile haksız yere suçlayarak kötü bir durumu daha da kötü hale getirmişlerdir."

Avcı açıklamasında Türkiye'nin, ABD, Avrupa Birliği ve NATO tarafından 'terörist' olarak tanıdığı PKK ile mücadele ettiğini belirtiyor.

Yarınki duruşma öncesi Quinn BBC Türkçe'nin sorularını yanıtladı ve dünyadaki örnekleri, Türkiye'yi neden önemsediklerini anlattı.

  • Türkiye akademisyenlerin yargılanması konusunda dünyada yalnız mı? Başka örnekler neler?

Dünyanın her yerinde yargı süreçlerinin akademisyenler karşısında kullanıldığı örnekleri görüyoruz. Ancak bu dava özellikle dikkat çekiyor çünkü Türkiye’de uzun süredir bu tür bir şey görmemiştik.

Şu anda, yasal süreçlerin ve yargılamanın akademisyenlerin fikir üretim süreçlerine karşı yanlış kullanımını inceleyen özel bir projemiz var. Örneğin Malezya'da bir akademisyen bir gazeteye röportaj verdiği için yargılandı. Tayland'da halka açık, herkesçe bilinen etkinlikler hakkında yorum yaptığı için yargılanmakla tehdit edilen veya yargılanan akademisyenler var.

Bu olayların ortak yönü, güçlü, istikrarlı ve müreffeh ülkelerde üniversitelerin rolünün eksik anlaşılması. Soru sormanın bir şekilde hainlik olduğu gibi bir yanlış algı var örneğin. Bu doğru değil. Başka bir anlayış, eleştirel bir görüş yayımlamanın devlet için tehlike oluşturduğu yönünde. Bu doğru değil.

Akademisyenlerin işi soru sormaktır, akademisyenlerin işi halkı bilgi ile irtibatlandırmaktır. Bunu yapmak devletlerin aynı zamanda daha esnek olmasına ve bu tür sorgulamaları da benimsemesine yardım eder ve bu akademisyenlerin işidir. Bu tür durumlarda devletler maalesef pek çok şeyi yanlış anlıyor. Akademisyenler yapmamaları gereken bir şeyi yapıyor değiller. Tam tersine akademisyenlerin yapması gereken şey.

Telif hakkı barisicinherkes
Image caption Barış için Akademisyenler'e destek için kurum ve kuruluşlar nöbet eylemleri düzenledi.
  • Türkiye'ye 30 civarında akademik birliğin de imzaladığı bir mektup yazdığınız. Bu mektubu neden yazdınız? Kaygılarınız neler?

Bu ciddi anlamda yüksek öğrenime ilişkin bir kaygı. Biz insan hakları üzerine çalışan sivil toplum örgütleri gibi gelip parmak sallayan kişiler değiliz. Şunu söylüyoruz: biz sizin dostunuzuz ve olup biten ile ilgili endişeliyiz. Yazdığımız mektubu bir dizi yetkiliye gönderdik. Milli Eğitim Bakanı yanıt verdi ve o da mektubunda özetle, bizimle üniversitelerin özerkliği ile ilgili tamamen aynı fikirde olduğunu söylüyor.

Bu değerlerin Türkiye'nin yasal koruması altında olduğunu belirtiyor. Ancak aynı zamanda bizim, akademisyenlerin çok ileri gittiğini anlamadığımızı da söylüyor. Bir şekilde çizgiyi aştıklarını belirtiyor. Bu bizim devletlerden çok sıkça duyduğumuz bir şey ve daha önce belirttiğim gibi en iyi ihtimalle üniversitelerin rolünü, akademisyenlerin rolünü anlamadıklarını gösteriyor.

  • Bakanın gönderdiği mektupta bir de güneydoğuda PKK tarafından yakıldığını söylediği okullardan fotoğraflar var. Bunlarla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Fotoğraflarla ilgili söylenecek bir şey yok. Bu çok tipik bir avukat yanıtı. Ortada bir olguyla ilgili bir tartışma var, siz üzerinde fikir ayrılığı olmayan bir başka olguyu ortaya koyuyorsunuz. Biz bölgede farklı kentlerde yaşanan korkunç şiddet olaylarının olduğu gerçeğine itiraz etmiyoruz. Biz içerikle veya kimin haklı veya haksız olduğuyla ilgili yorum yapmıyoruz. Bu bizim kuruluşumuzun işi değil.

Bizim kuruluşumuzun işi akademisyenlerin, olan bitenle ilgili görüşlerini ifade ettikleri bir açıklama yayınlamalarıyla ilgili yanlış bir şey olmadığını söylemek. Sadece bununla ilgili bir görüş ifade etmek suçun alanına giden çizgiyi aşmak olamaz. Eğer devletin elindeki tek delil bu imza metniyse, bu akademik özgürlüklere yönelik büyük tehdit anlamına gelir. Bunun dışında kanıtlar varsa bunu göstermek de onların sorumluluğu çünkü aksi halde akademik özgürlüğün korunması anlamsız hale gelir.

  • Akademisyen 'terörizm propagandası' yapmakla suçlanıyor. Bu yaygın bir durum mu, diğer ülkelerde de benzer durumlarla karşılaşıyor musunuz?

Bu iki şey birbiriyle karıştıran tek ülke Türkiye değil. Bir yandan herhangi bir demokratik ülkenin bu alanda mücadelesini anlıyoruz ve bunu mektubumuzda belirttik. Her ülkenin, iç ve uluslararası standartları gözeterek terörizmle mücadele etme hakkı elbette vardır. Asıl kaygılandıran nokta şu, bir fikrin yayınlanması nedeniyle birinin teröriste dönüşeceği suçlaması.

Mektup yazarak bu konuda bir diyalog oluşturmaya çalışıyoruz. Eğer devletler akademisyenlerin eleştirel düşünceye katkı yapacakları alanı tanımazlarsa yine bundan devletlerin zararlı çıkacağını anlamalarını sağlamak istiyoruz.

Eğer bu alanı tanımazsa, devletler her türlü objektif görüşün dile getirilmesi fırsatını kaçırır. Sonunda sadece devletin duymak istediklerini söyleyen kişilerin seslerinin duyulduğu bir toplum yaratırsınız. Bu devleti oldukça kırılgan hale getirir ve sonunda yine devletin kendisine zarar verir. Eleştirel görüşlerin kaynaklarına sahip olmak iyidir.

  • Türkiye'de tartışılan bir konu da, başta cumhurbaşkanı olmak üzere çeşitli kademelerdeki devlet görevlilerinin bu konuda akademisyenleri eleştiren açıklamalar yapmaları. Yine diğer ülkeleri sormak istiyorum. Türkiye dışında bu süreçler nasıl oluyor?

Her yetkilinin, halka açık bir şekilde ifade edilmiş bir görüş ile ilgili hemfikir olduğunu veya olmadığını belirtmeye hakkı vardır. Ancak demokratik bir ülkede seçilmiş kişilerin kendi pozisyonlarını açık bir şekilde anlatma yükümlülüğü de vardır. Bu bağlamda eğer bir lider akademisyenlerin imzaladığı bu metinde belirtilen düşüncelerle kesinlikle aynı fikirde olmadığını söylemek istiyorsa, eğer akademisyenlerin durumu anlamadığını düşünüyorsa, onların yanlış düşündüğünü düşünüyorsa bunda yanlış bir şey yok.

Telif hakkı AFP
Image caption Erdoğan akademisyenleri, "bunlar aydın değil, karanlık" diyerek eleştirmişti.

Ancak, eğer bu seçilmiş politikacıların görüşlerini ifade etmesindeki niyet, algı veya bunun öngörülebilir sonuçları bir şekilde devletin kendi anayasası ile korumakla yükümlü olduğu değerleri ihlal ediyorsa durum karmaşıklaşıyor.

Eğer bu seçilmiş kişilerin açıklamaları, insanların akademik özgürlüklerle güvence altına alınmış şeyleri yaptıkları için soruşturulmalarını, yargılanmalarını, işlerinden kovulmalarını amaçlıyor veya buna niyetliyse ya da bunun olması öngörülüyorsa bu bir sorundur.

Seçilmiş kişilerin kendi görüşmelerini ifade etme hakları vardır ama aynı zamanda topluma bu görüşlerini ifade etmelerinin bir talimat veya bir lanetleme anlamına gelmediğini de açıklamak sorumlulukları vardır.

Dolayısıyla, seçilmişler akademisyenlerin bunları söylemeye hakları olduğunu ama onlarla hemfikir olmadığını söylemeye hakkı vardır. Bunda yanlış bir şey yok. Ama eğer, akademisyenlerin yanlış düşündüğünü belirtip, sadece görüşlerini belirttikleri için onların kovulmalarını, terörist sayılmaları gerektiğini ima eder veya hain olduklarını söylerse o zaman ileri giden akademisyenler değil seçilmişlerdir.

İlgili haberler