13 Haziran İngiltere basın özeti

Telif hakkı BBC World Service

Amerika Birleşik Devletleri'nin Orlando kentideki bir eşcinsel kulubüne düzenlenen saldırı İngiltere basınında geniş yer buluyor.

Guardian saldırıyı birinci sayfasından "Orlando'da katliam" başlığıyla duyururken, Times "IŞİD'e bağlılığını bildirdi ve sonra 50 kişiyi öldürdü" başlığını atmış.

Daily Telegraph "IŞİD Batı'daki eşcinsellere savaş açtı" manşetiyle çıkarken, Independent olayı "Amerika'nın en ölümcül silahlı saldırısı" başlığıyla duyuruyor.

Saldırıdan kurtulanların ifadelerine yer veren Guardian kurbanların "mezbahadaki inekler gibi" kurtulmaya çalıştığından bahseden tanık ifadelerine yer veriyor.

Tanıklar, insanların kendilerini tuvaletlere kapattıklarını ve yardım istemek için umutsuzca yakınlarını aradıklarını anlatıyor. Görgü tanıklarından Kenneth Melendez "Başta silah seslerini çalan müziğin bir parçası sandım ama sonra neler olduğunu anladım. Koşmaya başladım, kolumda kan akıyordu. " diyor.

Özel tasarlanmış tüfek

Saldırı kurbanlarından birinin annesi olan Mina Justice de oğlunun kendisine telefon mesajıyla ulaştığını, vurulma korkusuyla saldırganın yüzüne bakmamaya çalıştığını söylediğini anlatıyor. Justice "Bizi ele geçirdi ve öldürecek" dedi. Sonra da haber alamadık" diyor.

Times'daki haberde ise polisin, saldırgan Omar Mateen'in Pulse adlı gece kulübüne hazırlıklı gittiğini söylediği belirtiliyor. Mateen'in elindeki AR-15 tipi tüfeğin peş peşe dokulara en büyük zararı vermek için tasarlanan yüksek hızlı mermiler attığı belirtiliyor. Bu silahların da ABD'nin Orlando kentinin bulunduğu Florida da dâhil bazı eyaletlerde satışının yasal olduğu kaydediliyor.

Saldırı gazetelerin başyazılarına da yansımış.

Guardian, "Hoşgörüye yapılan saldırıya hoşgörüyü savunarak karşılık verilmeli" dedi. Dikkat çeken satırlar şöyle;

"Saldırganın motivasyonu her ne olursa olsun, bugün ABD'deki hiçbir eşcinsel önceki gün hissettiği kadar güvende hissetmeyecek. Bu reddedilmişlik hissi dün yetkililerin aktif eşcinsel erkeklerden kan bağışı kabul etmemesiyle daha da katlandı. Ölümlerin üzerine gelen ek bir trajedi bu. ABD trajediyi, korkulardan her şeye gücü yeten tek adam fantezilerine sürüklenerek daha da kötüleştirmemeli. Bu tam da savunmayı vaat ettiği özgürlüklere zarar verir. "

'Türkiye AB'ye girerse yılda 100 bin göçmen gelir'

İngiltere'de ülkenin Avrupa Birliği üyeliğinden çıkıp çıkmamasının oylanacağı referandum öncesi Türkiye tartışmaları devam ediyor.

Daily Telegraph bu konuda son açıklamayı yapan Muhafakar Partili hükümetin Avrupa Birliği karşıtı üyelerinden İstihdam Bakanı Priti Patel'in sözlerine yer veriyor.

Patel, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi durumunda ülkeye Türkiye'den her yıl 100 bin göçmenin geleceğini söylüyor.

Gazete Patel'in bu sözleriyle göç karşıtı sivil toplum kuruluşu MigrationWatch'un, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi durumunda İngiltere'ye gelen net göçmen sayısının yılda 420 bini bulabileceği yönündeki raporuna destek verdiğini belirtiyor.

Patel "Türkiye'nin AB'ye üye olması yılda 100 bin göçmen daha demek. Bu bile tek başına Başbakan David Cameron'ın göçmen sayısını yüzbinlerden, onbinlere indirme vaadini boşa çıkartıyor" diyor.

Akçakale Kampı'ndan izlenimler

Times'ın dünya haberleri sayfalarında gazetenin Hanna Lucinda Smith'in Akçakale Mülteci Kampı'ndan geçtiği haber dikkat çekiyor. Haberde Ebu Ali adlı bir mültecinin ailesiyle birlikte dokuz aydır kampta yaşadığı kaydediliyor. Ebu Ali'nin beş metrekarelik çadırı eşi ve altı çocuğuyla paylaştığı belirtilirken, kampa girmek için 1000 TL ödeme yapan burayı kaybetmek istemediği söyleniyor.

Ebu Ali "Sınırlar açılırsa Suriye'ye geri dönerdim. Param olsaydı bir daire tutardım. Başka bir seçeneğim olsa burada bir dakika bile durmazdım" diyor.

Haberde Türkiye'de 2,5 milyon Suriyeli mültecinin en yoksullarının barınması için kurulan mülteci kamplarının bazılarının "dünyanın en iyisi" diyie tanımladığı söyleniyor. Ancak Suriye sınırına birkaç kilometre mesafedeki Akçakale Kampı'nın "çürümeye bırakıldığı" söyleniyor. Kamptakilerin çoğunun Suriye'nin Rakka ve Deir ez Zor bölgelerinden geldiği vurgulanırken, kamp ilk açıldığında kurulan çadırların dört yıldır yenilenmediği anlatılıyor.

Akçakale için 'Guantanamo' benzetmesi

Kamptaki 12 bin çocuk için sadece bir ilkokul ve bir anaokulu olduğu söyleniyor ve burada yaşayanların kampı "Guantanamo" diye nitelendirdikleri belirtiliyor.

Önce Şanlıurfa'da kiraladığı bir odada yaşayan Ebu Ali'nin Suriye'ye dönme umudunu geçen Eylül'de tamamen yitirince ailesini de Türkiye'ye getirdiği vurgulanıyor. Ebu Ali kampa girişini şu sözlerle anlatıyor;

"Başta tek erkek olduğum için kampa almamışlardı. Ama ailemde gelince oraya taşınalım dedim. Kampta yaşayan çok kişi geçen yaz Avrupa'ya gittiler. Yani yer vardı. Ben de kuzenimle konuştum o da bana kampa yerleşmenin en kısa yolunun yönetime rüşvet vermek olduğunu söyledi"

Times kampların AFAD tarafından denetlendiğini, ancak günlük idarenin yönetim komitelerinde olduğunu vurguluyor. Ebu Ali de "En tepeden en alta Akçakale'deki Suriyeliler ‘den faydalanmak için çalışıyorlar" diyor.

İlgili haberler