Zengin insanların yoksul ülkesi: Yunanistan

Yunanistan'da kemer sıkma önlemlerini protesto edenler

Yunanistan hükümetinin kemerleri bir delik daha sıkma programını açıkladığı gün, iyi bir arkadaşım açtı ağzını, yumdu gözünü.

"Kocam alnına KOCAMAN harflerle vlacha yazmayı düşünüyor." dedi.

Vlacha, aptal demek. Arkadaşımın kocası Stelyo'nun aptallıkla yakından uzaktan ilgisi yok.

Önde gelen bir kanser uzmanı olan Stelyo kendini hayat kurtarmaya o kadar adamış bir adam ki, hemen hiç izin kullanmaz, tatile çıkmaz.

Fakat dürüstlüğü yüzünden aptal olduğu sonucuna varmış.

Amerikan sağlık sistemine muhtaç olmuş herkes bilir ki, ölüm döşeğinde bile olsanız, pekçok hastane kredi kartınızı görmeden sizi doktorun yanına yaklaştırmaz.

Yunanistan'da ise bir doktorun muayenehanesine gittiğinizde kartla ödeme yapmaya çalışacak olursanız, en seçkin cerrah bile size kaşlarını kaldırıp dilini şıklata şıklata "Cık" der.

Çünkü doktor nakit ister. Stelyos ise makbuz kesen az sayıdaki doktordan biridir.

Kazancını vergi müfettişlerine ibraz eder, devlete borcu neyse öder. Yunanistan'ın giderek dallanıp budaklanan kayıt dışı ekonomisinin köşe taşları olan pekçok meslektaşının aksine...

Stelyo'nun karısı burnundan soluyarak "Yılda 700 bin euro kazanan cerrahlar biliyoruz" diyor, "Nerdeyse hiç vergi ödemiyorlar."

"O zaman neden Stelyo da herkesin yaptığını yapmıyor?" diye soruyorum.

"Kısmen korkusundan" diyor, "Bir vergi müfettişinin gelip hesaplarını fazla incelememek karşılığında 10 bin euro isteyerek şantaj yapmasından korktuğu için. Ve tabii, doğru olanı yapmak adına."

Burada eski bir deyiş var, "Yunanistan zengin insanlarla dolu yoksul bir ülke." diye.

Bu ancak kısmen doğru. Ben birçok yoksul Yunanlı da biliyorum.

İflasın kıyısına dek gelen arkadaşlarım var. Paralarının suyu çekmek üzere olduğunu görünce bazılarının eşlerinin saçları dökülüyor, yüzlerine derin kaygı çizgileri yerleşiyor.

2004'teki Olimpiyatlar'dan sonra büyük patlama yaşayan bizim semtin alışveriş caddesinde şimdi en popüler spor, vitrin bakmaca. Giyim ve ayakkabı mağazalarındaki "indirim" tabelaları hemen hiç inmiyor.

Geçen ay gülmekten yerlere yattığım bir oyuna gittim. Mama Ellada adlı bu oyunda, Yunan toplumunda yaygın olan yolsuzluk ve adam kayırmalar hicvediliyordu.

Oyundaki iki yoz siyasetçi, Atina'nın, hatta Yunanistan'ın simgesi olan ünlü tarihi eser Akropol'ü kumarhaneye çevrilsin diye satışa çıkarıyordu. Sonunda alıcılar da papaz çıktılar...

Gerçek hayatta olmadık şey değil. Oyun bir önceki hükümetten bazı bakanlarla Atos Dağı'ndaki bir manastırda yaşayan keşişler arasında geçmiş olayların bir parodisiydi.

Yunan ekonomisinin yörüngesi

Yazarlarından biri, tüm Yunanlıların vergilerin yükseltilmesinden yana olduğunu söylüyordu, tabii o vergiyi ödeyenler başkaları olduğu sürece...

Yunan ekonomisi, kendi ekseni etrafında dönen ve bundan bir türlü kurtulamayan bir uçağa benziyor.

Pilotu Başbakan Yorgo Papandreu da vergi gelirlerini artırarak normal uçuş seyrine dönmeye çalışıyor.

Muhalifleri onu şişkin kamu kesimini tırpanlamak için yeterince çaba göstermemekle suçluyor.

Hükümetin gelir vergisini yükseltmesiyle, kanser uzmanı Stelyo'nun ödediği miktar artacak. Meslektaşları ise gelirlerinin mümkün olduğunca çoğunu kayıt dışı tutmak için yeni yöntemler bulacak.

Bu da arada sırada birkaç memura rüşvet yedirmek demekse, varsın öyle olsun.

Stelyo'nun karısı, sözlerine son verirken "Gelirlerini doğru düzgün beyan edenleri ödüllendirmenin ve çoğu zengin Yunanlının hak olarak gördüğü kara paradan kurtulmanın yolunu bulana dek, bu sorunu asla çözemezler." diyor.

"Arkadaşın Yorgo'ya böyle de olur mu?"

Kastettiği Yorgo, başbakan. Ama beni bir daha evine alır mı, bilemem.

Aralık ayında konutuna gittiğimizde balkonundaki ağır mermer bir masayı, kameranın görüş alanının dışına taşımak için kaldırmıştım.

Tekrar yere koyduğumda, tuzla buz oldu. Masayı alırken, ayağını ihmal etmişim.

"Pek de iyiye alamet olmasa gerek," diye düşünmüştüm o zaman...