Cenevre konferansı öncesinde Suriye'de çatışmalar artıyor

Barış süreçlerinin ufukta belirdiği durumlarda genel olarak görüldüğü gibi, 22 Ocak'taki 2. Cenevre konferansının yaklaşmasıyla birlikte, Suriye'de rejim ile isyancı güçler arasındaki çatışmada bir artış görülüyor.

Ancak bu normal bir çatışma değil. Diplomatların, kendi başına bir sonuç olan bir etkinlik olmadığını ancak aylar sürecek bir dönemin başlangıcı olarak görülmesi gerektiğinde ısrar ettikleri bu konferansın çatışmaları durduracağı da kesin olmaktan son derece uzak.

Konferansta bir düdüğün çalıp da silahları susturup çatışmalara son vermesi oldukça düşük bir ihtimal olarak görülmekle birlikte, taraflar yereldeki pozisyonlarını güçlendirip, müzakerelere - tabi gerçekleşirse - o şekilde başlamak istedikleri açık.

Berabere kalma

Mevcut durumda, rejim güçleri, isyancılara karşı kısmen daha iyi durumda görülüyor. Ancak, isyancılara rağmen ülke çapına bir kontrol sağlayacak durumda da değiller.

Günlük iniş çıkışlara rağmen, ülkedeki askeri durum bir berabere kalma durumu olarak ifade edilebilir.

Bir uzmanın ifadesiyle, "Taraflar, birbirlerini yumruklamaya çalışan iki yorgun boksör" gibi görünüyorlar.

Savaşan tarafların şu anda odaklandıkları nokta, Şam ile Humus'u bir birine bağlayan ve bu şekilde, ülkenin güney ile kuzeyini ve Nusayri Alevilerin yaşadığı kıyı şeridiyle ilişkisini kuran yolu elde tutmak.

Yol, isyancılar tarafından yaklaşık üç hafta boyunca kesilmiş, rejim güçleri, ikmaller yapılamadığından başkentte yakıt sıkıntısına yol açtığı için bu yolun kontrolünü yoğun çatışmalarla geri almaya çalışmıştı.

Kontrol, rejim için her durumda olmakla birlikte, ülkenin bölünmesinin de gündeme geldiği senaryoların konuşulduğu ya da olası bir ateşkesin iki tarafı da kontrol ettikleri yerlere kilitleyeceği bir ortamda daha da önemli bir hale geliyor.

Rejimin kazanımları

Ancak, şimdiye kadar isyancıları Nabak gibi, Şam ile Humus arasındaki kasabalardan çıkarmak oldukça zor oldu.

Çatışmalar, günlük olarak devam ediyor ve yolun kendisi de çatışmalara sahne oluyor.

Rejim, isyancıları kasabalardan çıkarsa da, yola karşı gerilla tipi isyancı saldırılarıyla karşılaşmaya devam edebilir.

Hükümet güçleri, kuzeyde, Halep'in güneyin de isyancılara karşı bazı kazanımlar elde etti ve bu kazanımları, isyancıların elindeki başka bölgelerin ele geçirilmesi için kullanabilir.

Ancak, rejim güçlerinin kazanımları başka bölgelerde aynı şekilde etkileyici değil.

Güney'deki Deraa'daki yoğun çatışmalar ikmal hatlarının açık tutulmasını zor hale getiriyor.

ABD müttefiklerinin rahatsızlığı

Aylardır süren çatışma ve kuşatmalara ve 21 Ağustos'taki kimyasal silah saldırısı ve yoğun kara saldırısına rağmen, rejim güçleri, isyancıları başkentin bazı kesimlerinden çıkaramadılar.

Hükümet, merkezileştirilmiş bir askeri strajeyi sürdürmekte daha başarılı.

Şimdiye kadar hava kuvvetlerini ve karadan karaya füzelerini oldukça güçlü ancak birçok durumda sonuç alamaz şekilde kullandı.

Rejimin, ele geçirdikleri pozisyonlarda kontrolü kurmasının önünü alan bir insan gücü sorunu da var.

Bu sorunu çoğunlukla Nusayri Alevilerden oluşan "Ulusal Savunma" milisleri kurarak aşmaya çalışan rejim, buna rağmen, Lübnanlı Hizbullah savaşçılarının desteğine de muhtaç kaldı.

Şii milisler

Bunun yanı sıra, İran'ın desteğini alan Suriyeli olmayan Şii milisler de Suriye'deki savaşa katılıyor.

Bu durumda, rejimin tüm ülkede kontrolü ele almayı düşünmesi hayal gibi görünse de, isyancıların tarafındaki dağınıklık rejime, zafere doğru ilerlediği ve zamanın kendi tarafında olduğu hissini vermeye yetiyor.

Batılıların birleşik, ılımlı ve siyasetin gerekliliklerine uyan bir isyancı silahlı muhalefet oluşturarak, İslamcı radikalleri kenara itme planları da işliyor gibi görünmüyor.

Bu konudaki eğilim tam tersi yönde; İslamcı radikaller gittikçe güçleniyor ve Batı destekli Özgür Suriye Ordusu geliyor.

Savaş alanında, iç çatışma ve fırsatçılık da muhaliflerin silahlı mücadelesini zayıflatıyor.

Son gelişmeler arasında, kısa süre önce kurulan İslami Cephe ittifakının, Türkiye'ye açılan Bab el-Havva'da ÖSO'nun kontrolündeki sınır kapısını ele geçirmesi oldu.

İsyancılar arası iç çatışmalar

Özgür Suriye Ordusu'na bağlı güçler ile ülkenin kuzeyi ile doğusunda hakimiyet sağlamaya çalışan el-Kaide ile bağlantılı Irak ve Şam İslam Devleti savaşçıları arasında da birçok çatışma yaşandı.

İslamcı savaşçılar, Özgür Suriye ordusu ve Arap aşiretleri de Türkiye sınırındaki önemli bölgeleri kontrolü altında bulunduran Kürt militanlarla da çatıştı.

Tüm bunlar, muhalefetin parçalanmasına ve rejime karşı askeri mücadelenin erimesine yol açsa da, ülkedeki sorunlara siyasi bir çözüm bulunacağını savunan Batılılar için durum daha da kötü.

Ülke dışındaki siyasi liderlik ile, ülke içindeki savaşta öne çıkan gruplar arasında ciddi bir kopukluk var.

Batı destekli Suriye Ulusal Konseyi, genel olarak Suriye muhalefetinin temsilcisi olarak kabul edilen ancak savaşçılar üzerinde çok az etkisi olan bir yapılanma olarak görülüyor.

El Kaide'ye bağlı olmayan radikal İslamcı grupları bir araya getiren ve Kasım ayında kurulan İslami Cephe'nin arkasındaki temel motivasyon da bu koalisyonun kabul edilmemesi ve son dönemde ortaya çıkan rejimle müzakere eğilimi olarak görülüyor.

İslami Cephe gibi güçlü ittifakların müzakere sürecine dahil edilememesi ya da varılan müzakereye şiddetle karşı çıkmamasının sağlanamaması durumunda, inandırıcılığı bulunan bir muhalif müzakere heyetinin kurulması zor görülüyor.

Bu da Amerika Birleşik Devletleri ile İslami Cephe üzerinde belirli bir etkileri olan bölgedeki muhalifleri Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye'ye büyük bir sorumluluk yüklüyor.

Bu ülkeler de, Washington'ın Ağustos ayındaki kimyasal saldırının ardından Suriye'yi bombalayamamış olmasından dolayı oldukça öfkeli ve rahatsız durumdalar.

Ülke içindeki durum, Batılı güçlerin, müzakereler sonucunda, isyancıların askeri olarak elde edemediklerini sağlayabileceği konusunda - özellikle de Beşar Esad'ın iktidardan indirilmesi olmak üzere - muhalifleri ikna edebilmesini daha da gerekli kılıyor.

Mevcut güç dengesi

Ancak, rejimin giderek kendini daha güçlü hissettiği ve herhangi bir geçiş sürecinin mutlaka Esad'ın kontrolünde olmasında ısrar ettiği bir durumda bunun başarılması daha da zor.

Cenevre 2'ye karşı çıkanlar, müzakerelerin mevcut güçler dengesinde yapılmasına onay veren Batının, Cumhurbaşkanı Esad'ın iktidarda kalmasını kabul etmiş gibi göründüğünü savunuyor.

Bazı muhalifler de, Batılı güçlerin, şu aşamada, cihatçı güçler tehdidiyle baş etmeyi, Esad rejimiyle mücadeleden daha ön sıraya almış olmasından endişe ediyor.

İlgili haberler