Rakka: Artık kimsenin kendini ait hissedemediği şehir

IŞİD'in dümdüz edilen 'başkenti'

Quentin Sommerville, Suriye Demokratik Güçleri ile birlikte Rakka sokaklarındaydı

IŞİD yönetimi altında ve ABD önderliğindeki Batı bombardımanı altında yıkılmış bir kentle karşılaştı.

Siviller bu şehirde mahsur kalmış durumda. Birçoğu canlı kalkan olarak kullanılıyor.

Bu makalede yer alan görsellerin bir bölümü, bazı okuyucularımızı rahatsız edebilir.

Rakka'ya yaptığımız yolculuk sırasında bir an, gerçek dünyanın tamamen geri kaldığını hissediyorum. Yoğun bombardıman altında kalan Samra Köprüsü'nü geçtikten sonra normal hayata dair tüm izler siliniyor.

Bir zamanlar mezar taşı satan ancak sahibinin çoktan terk edip gittiği dükkanın yanından sağa dönünce şehrin içine giriliyor.

Önümüzde tamamen yıkılmış bir şehir, gri toz ve enkaz yığınları uzanıyor.

Burada ne bir renk, ne bir yaşam belirtisi, ne de bir insan var. Rakka'da geçirdiğim altı gün boyunca tek bir sivil insan görmedim.

25 Eylül itibariyle Rakka'da kontrol bölgeleri. 

25 Eylül itibariyle Rakka'da kontrol bölgeleri. 

Oysa insanlar şehrin derinliklerinde bir yerdeler. Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) ile ABD önderliğindeki koalisyonun bombardımanı arasında bir yerde sıkışıp kalmışlar.

IŞİD, sivilleri canlı kalkan ve Suriye Demokratik Güçleri'ni (SDG) kendine çekmek için yem olarak kullanıyor.

Şehirde yaşanan şiddetten kurtulabilen bina yok gibi. Binalar, koalisyonun hava saldırıları ve top atışları nedeniyle hasar görmüş, dümdüz olmuş ya da bir tarafının üzerine yıkılmış.

Çatışma sesleri aralıksız devam ediyor. Günde 20'den fazla hava operasyonu düzenleniyor ve kente yüzlerce top düşüyor.

Tüm bunların hedefi IŞİD militanları. Zaman zaman taraflar arasındaki cephe mesafesi 100-120 metreye kadar düşüyor.

SDG savaşçıları

SDG savaşçıları

Çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu ancak içinde Müslüman ve Hristiyan Araplar ile Ezidi gibi grupların da yer aldığı SDG, operasyona başladığı Haziran ayından bu yana oldukça iyi bir ilerleme kaydetti.

IŞİD, tamamen kuşatılmış durumda. Batılı güçlerin hava desteğiyle birlikte öncü kuvvetler de mahalleler arasında ilerlemeyi sürdürüyor

IŞİD'in Rakka'dan tamamen çıkartılması artık an meselesi. Operasyonun bir ya da iki ay içerisinde tamamlanması bekleniyor.

Burası IŞİD'in ilan ettiği hilafetin başkentiydi. Burada yaklaşık yarım milyon insan yaşıyordu.

Ancak artık kimse kendisini buraya ait hissetmiyor. IŞİD, yaşanan yıkımı bir propaganda malzemesi olarak kullanıyor.

ABD, bunun bir yok etme savaşı olduğunu düşünüyor. Rakka da bu savaşın hem muharebe alanı hem de kurbanı oluyor.

BU ŞEHRİN İNSANLARI

"İslam Devleti, dört yıl boyunca hayatlarımıza ipotek koyan bir terör döngüsüydü. Yorulduk ve umudumuzu yitirdik. Hayat durdu. Tek çıkışımız, kendimizi işimize gömmek oldu.”

Diyor, 30'lu yaşlarının başındaki Rakkalı esnaf Hatim (gerçek adı değil).

Hatim, Ağustos ayı ortalarında büyük bir risk alıp, ölümün ve yıkımın kol gezdiği bu kentten kaçabilen birkaç yüz sivilden biri.

SDG'nin Rakka operasyonuna başladığını açıklamasının ardından şehirdeki insanların mutlu olduğunu ancak aynı zamanda Kürtlerin rolünden dolayı da endişe duyduklarını söylüyor.

Fakat zaman içerisinde SDG'nin kontrolü ele geçirdiği yerlerden umut verici haberler geliyor:
"Tel Abyad'ın nispeten istikrarlı bir yere dönüştüğünü duyduk. Temel ihtiyaç ve gıda malzemelerinin fiyatları düşmeye başlamış. Tel Abyad'da bir varil mazotun fiyatı 12 bin liraya (72 TL) inmiş. Rakka'da bunun yaklaşık dört katı."

Ancak Rakka'da insanları en çok heyecanlandıran ABD öncülüğündeki koalisyonun operasyona katılması olmuş.

Gelişmiş silahların, IŞİD'in hazırlandığı sokak çatışmalarına karşı sivilleri koruyacağını düşünmüşler.

Hatim, "Koalisyon, Saat Kulesi Kavşağı'nda insansız hava aracıyla Fransız bir cihatçıyı vurmasından kısa bir süre sonra olay yerine gittim" diye başlıyor anlatmaya ve sözlerini şöyle sürdürüyor:

"Aracının içinde alev alev yanıyordu. Başka kimseye bir şey olmamıştı. Görünürde şarapnel parçası falan da yoktu. Çok heyecanlandık. Çünkü ABD'nin bu savaşa böyle bir teknolojiyle gireceğini düşünüyorduk."

Rakka Eski Şehir'de yıkılmış sokaklar 

Rakka Eski Şehir'de yıkılmış sokaklar 

Ancak bu heyecan uzun sürmemiş. Tabka'da yerinden edilenler, Rakka'ya gelmeye başlamışlar

Bu kişilerle birlikte de "ayrım gözetmeden" yapılan hava bombardımanı, dümdüz edilmiş binalar ve yerel halk arasında yüzlerce sivil can kaybı iddialarıyla ilgili hikayeler de Rakka'ya ulaşmış.

Rakka'nın kuşatması Haziran ayı itibariyle tamamlandı ve ABD'nin hava operasyonları da tam gaz devam ediyor. IŞİD savaşçılarının arasında siviller mahsur kaldı.

Hatim, "Amerika bir süper güç. Lazer güdümlü bombalar ve hedefi tam vuran mühimmat kullanacağını düşünüyorduk. Onun yerine ne oldu, peki? Yoğun bombardıman, top atışı ve sayısız havan topu geldi. Rakka'yı böyle mi özgürleştiriyorsunuz? Hayır, aksine, sivilleri öldürüyorsunuz" diyor.
Hatim'in sesinde öfke ve çaresizlik hissediliyor.

Irak ve Suriye'de hem Rusya'nın hem de ABD öncülüğündeki koalisyonun hava operasyonlarında yaşanan sivil kayıpları takip eden Airwars, ABD önderliğindeki koalisyonun yalnızca Ağustos ayı içinde Rakka'ya 5 bin 775 bomba, havan topu ve füze attığını, bunun sonucunda da en az 433 sivilin hayatını kaybettiğini söylüyor.

Türkiye'de bulunan Rakkalı aktivist Ahmed de Haziran ayından bu yana şehirde en az 520'si koalisyonun hava saldırılarında olmak üzere 750 sivilin hayatını kaybettiğini tespit ettiğini belirtiyor. Airwars'a göre ise, Rakka'da Haziran'dan bu yana yaşamını yitiren sivil sayısı en az 1.000.

Koalisyon ise Rakka operasyonunda yalnızca dört sivilin ölümüne neden olduğunu söylüyor. Koalisyona göre, sivillere yönelik risklerin asgari düzeye indirilmesi için katı hedef tespit süreçleri ve usulleri uygulanıyor.

Her zaman olduğu gibi, IŞİD ise sivil kayıpları kendi çıkarına göre kullanma ve propaganda yapmak için yanmış ceset ile ölen sivillerin görüntülerinden oluşan videoları yayma derdinde.

Avukat Ubeyit Aga el Kaaci, bu kentteki sivil can kayıplarının sembolüne dönüşmüş durumda.

Yayınlanan görüntülerde, alnındaki derin yaradan akan kan ve tozun, Ubeyit'in yüzünü tamamen kapladığı görülüyor.

Kalın beyaz saçları ve uzun sakalının rengi de kurumuş kandan kahverengiye dönmüş. Gözlerinin beyazı kaybolmuş.

Ubeyit bir zamanlar Rakka'da yaptığı yardım çalışmaları ve haksızlığa uğrayanlara el uzatmasıyla tanınan bir avukattı.

Avukat Ubeyit Aga el Kaaci

Avukat Ubeyit Aga el Kaaci

Suudi Arabistan yaşayan akrabası Hani, "Bir avukat olarak, Ubeyit, ailesinin Rakka'daki malvarlığına sahip çıkıyordu. Ramazan ayında kuşatma başladığında, ihtiyacı olanlara yardım etmek için burada kalmak istedi" diyor.

BBC, Ubeyit'in eski komşularından birini buldu. Ziyad (gerçek adı değil), koalisyonun hava operasyonunda el Kaaci ailesinin evinin vurulma anına tanıklık etmiş.

Ziyad, Haziran ayının son haftasında IŞİD militanlarının evi ele geçirdiklerini ve bahçede bir havan topunu kamufle ettiklerini söylüyor

“Ağacın altına gizlemişlerdi. İki-üç güne bir gelip, Rakka'nın doğusuna doğru atış yapıp gidiyorlardı.

"Onlarla konuşup bundan vazgeçirmeye çalıştık. Ancak sinirlendiler ve bizi ihanetle suçladılar."

Ziyad, 22 Temmuz Cumartesi günü sabah saat 10.30 sularında her hafta birlikte içtikleri sabah kahvesi için el Kaaci'nin evine varmak üzereyken, koalisyon güçleri düzenledikleri hava operasyonunda Ubeyit'in evini hedef aldı.

Bombardıman öncesi El Kaacilerin evi  

Bombardıman öncesi El Kaacilerin evi  

Ziyad, IŞİD'lilerin o gün havan topuyla atış yapmak için gelmediklerini söylüyor:

"Tam kapıyı çalmak üzereydim ki, dehşet verici bir ses duydum ve bir anda dünyam karardı. Sanki bir hortum beni aldı ve arkamdaki duvara çaldı. Saklanmak için kaçmaya çalıştığım sırada ikinci füze isabet etti."

Ziyad, saldırıda hafif yaralandı ancak vücudunun birçok yerinde morluklar oluştu. Kendine geldikten sonra ayağa kalktığını ve kurtulanlara yardım etmek için vurulan eve gittiğini anlatıyor. Ziyad, ilk olarak yan evde yaşayan Abdullatif el Şeyh'in cansız bedenini görüyor.

Daha sonra ise Ubeyit'in akrabası Itidal'ın yerde acı içinde can çekiştiğini fark ediyor:

“Orada, yerde yatıyordu. Bacakları birbirine dolanmıştı. Yardım için bana yalvardı. Hala zaman zaman yardım isteyen sesini duyuyorum. Elimden hiçbir şey gelmedi. Oracıkta ölüverdi"

Saldırıdan altı kişi canlı kurtuldu. Aralarında Ubeyit de vardı

Füzeler isabet ettiğinde bahçenin dışında duruyormuş.

Ubeyit Aga el Kaaci'nin yaşlı hali 

Ubeyit Aga el Kaaci'nin yaşlı hali 

Üzerine duvar devrilmiş. Ziyad, Ubeyit'in ciddi bir yarası varmış gibi görünmediğini, sadece biraz "şaşkın ve afallamış "göründüğünü aktarıyor.

Ubeyit'i kentin batısında IŞİD'in yönetimindeki bir hastaneye götürmüşler.

Ziyad, "Sadece kendilerinden olanlara bakıyorlar. Yaralının sivil bir vatandaş olduğunu görünce hemen tedaviyi kestiler. Hayati tehlikesi olsa bile en önemsiz hastalar arasına alındı" diyor

Ubeyit, saldırının şokunu yaşayan haliyle kısa sürede IŞİD'in propagandasını yapanların dikkatini çekmiş. Ancak çekimler yapıldıktan sonra tedaviye devam edilmeden hastaneden taburcu edilmiş.

İkinci günden itibaren ise sağlık durumu kötüye gitmeye başlamış. İç kanamadan şüphe edilmiş. Üç gün sonra da hayatını kaybetmiş.

Ziyad, hala yaşananlara öfkeli:

"IŞİD için sivillerin canının çok ucuz olduğunu biliyoruz. Peki ya Amerikalılar için? O gün havan topunun başında kimse yoktu. Yakınlarda IŞİD'li bile yoktu. Yaklaşık bir ay boyunca o bölgede dolandılar ve +
gece-gündüz tepemizden insansız hava araçları geçiyordu. Neden bizi bombaladılar, neden?"

Bu sorusunun yanıtını asla öğrenemeyebilir.

ABD önderliğindeki koalisyonun devreye girmesinden heyecan duyan esnaf Hatim için ise Rakka hızla bir ölüm tuzağına dönüşmeye başlamış. İlk etapta, tanımadığı insanların öldüğünü söylüyor.

Ancak zamanla hayatını kaybedenlerin arasına tanıdıkları, arkadaşları ve akrabaları katılmaya başlamış:

"Her gün 20-30 sivil ölüyordu. İnsanlar kendi evlerinin enkazının altında kalıyordu."

IŞİD militanlarının yerel halka karşı agresif davranmaya başladığını aktarıyor. Bir aşamada, enkazı kaldırmak için dozer gibi inşaat araçları yollamayı da kesmişler.

Hatim, "Sorunca, 'Bir ceset için kardeşimin hayatını feda etmemi mi istiyorsun' diyorlardı. Böylesi hayvanlarla neyi, nasıl tartışabilirsin ki?" diyor.

Hatim, Ağustos başında bir gün evde elektriksiz ve boşboş otururken gelen patlama ve çatışma seslerini saymaya başlamış:

"Sabahın 10'unda başladım. Akşam saat 7 olduğunda, 290'dan fazla patlama sesi saymıştım. Artık rastgele bombardıman yapılıyordu."

Bunun üzerine kaçışını planlamaya başlamış.

Sonraki 10 gün boyunca, kullanacağı güzergahı incelemiş. IŞİD'in nerelere mayın döşediğini, günde kaç defa, kaç kişi devriye gezdiğini tespit etmiş.

Güneye gitmeye karar vermiş: Otobüs durağını, Merkez Bankası binasını geçip, bombalanan Eski Köprü'ye ulaşmayı planlamış.

Tarih ve yer belirlenmiş. Bazı yakın arkadaşları aileleriyle birlikte katılmak istemiş.

Hatim, bu tehlikeli yolculuğa başlamak için 12 Ağustos gününün ilk saatlerinde, kapkaranlık bir gecede, Saat Kulesi Kavşağı'nda yaklaşık 40 kişilik bir grup olarak buluştuklarını anlatıyor:

"Bu riski göze aldık. Çünkü Rakka'da kalmanın intihar etmeye eş olduğunu düşünüyorduk.

"Saat 02.55'te yolculuğumuz başladı. Aramızda yaşlı ve engelliler de vardı. 1-1,5 kilometreyi yürümek yaklaşık 90 dakika sürüyordu. Saat 04.30 olduğunda, köprüye ulaştık ve altında geceledik."

Grup, IŞİD tarafından yakalanmaları halinde, idam edileceklerinin farkında ve tedirgin. Hatim anlatmayı sürdürüyor:

"Günün ilk ışıklarıyla birlikte elimizde beyaz bir bayrak sallayarak nehrin kenarında yürümeye başladık. SDG bizi gördü ve nehrin diğer tarafına geçmemiz için sandallar yolladı."

Hatim, aynı güzergahı kullanmayı planlayan diğer gruba haber yolladıklarını söylüyor.

Bir sonraki gece yola çıkan 302 sivilden 12'si IŞİD'in döşediği mayınlara basarak hayatını kaybetmiş.

Hatim için güvenli bir yere geçmenin bir bedeli de olmuş. SDG, erkekleri alıkoyarak, kentteki IŞİD mevzileri hakkında sorular sormuş:

"Arkamızda 5 bin sivil bıraktık. Bu mevziler halen eşimizin, dostumuzun yaşadığı yerlerin arasında gizlenmiş durumda. Buraları mı vuracaklar?"

Mevzilerin yerini söyleyip söylemediğini sorunca, Hatim, "Artık hatırlamak istemiyorum. Her şey çok acı veriyor. Gidip, bir kahve ve sigara içmek istiyorum" yanıtını veriyor.

Cehennem göbeği

Ebu Abdo, bir zamanlar IŞİD militanlarına ait olan zırhlı bir araçla Rakka kent merkezinde dolaşıyor. Şehir rahatsız edici derecede çirkin görünüyor.

Bu birliğin kullandığı çok amaçlı askeri araç Humvee tamirde. Araçların radyatörlerini hedef almak, IŞİD'in sıkça başvurduğu bir taktik. Ebu Abdo bir de klimanın çalışmıyor olmasından şikayetçi.

Aracın içinde yalnızca şoför koltuğu var. Bu da SDG'nin Arap komutanına tahsis ediliyor.

Ebu Abdo, Menbiçli. 24 yaşında ancak çok ama çok daha yaşlı gösteriyor..

Ebu Abdo, şöfor koltuğunda 

Ebu Abdo, şöfor koltuğunda 

Ebu Abdo'nun askeri birliği, sandalet giyen yoksul acemilerden oluşan ufak bir grup. Silahları ise Çin yapımı AK47, yani Kaleşnikof.

Kimsenin üniforması tam değil. Aslında düzenli ordudan çok, bir milis gücü. Ancak bir araya geldiklerinde gayet koordinasyon içinde ve korkusuzca savaşıyorlar.

Savaşçıların bazıları oldukça genç. Bir tanesine yaşını soruyorum. Gülümsüyor ve başını sallıyor. Rakka'daki birçok genç erkek gibi, yanıt vermemesi gerektiğini biliyor.

Ebu Abdo, öne doğru eğildiğinde sakalı da neredeyse direksiyona değiyor.

Burada bazı (IŞİD'lilerin) cesetlerini görebilirsin

Araç ilerken, tur rehberi gibi eliyle etrafı işaret edip anlatıyor.

Sokaklar enkaz parçalarıyla dolu. Dozerlerle enkazların ve yıkılmış yapıların arasında yollar açılmış. Burada hiçbir yaşam belirtisi yok. Sadece top ve keskin nişancı atışlarının sesleri duyuluyor.

Elle metal plakalarla kaplanmış bu zırhlı aracın içi sıcak ve gürültülü.

"Yağ dolu bir bidonun içinde yokuş aşağı yuvarlanıyor gibi hissediyorum"

Ebu Abdo, "DEAŞ'a (IŞİD) ait bir üsse saldırdığımızda bu aracı ele geçirdik. Aniden saldırıya geçtik. Zırhlı araçlarını alacak vakitleri bile kalmadı. O yüzden artık bu da bizim oldu" diyor.

Koalisyon uçaklarının ve insansız hava araçlarının sürekli semasında gezdiği bir kentte, IŞİD aracıyla dolaşmanın akıllıca bir davranış olup olmadığını soruyorum.

Ebu Abdo

Ebu Abdo

Ebu Abdo, "Sokağa çıkarmadan önce operasyon merkezine gidip, bu aracın bize ait olduğunu söylüyoruz" diye ve ekliyor:

"Şimdi aracın üzerine Suriye Demokratik Güçleri bayrağını da astık. Savaş jetleri, bu aracın bize ait olduğunu görüyor."

Ancak aracın üzerinde herhangi bir bayrak olmadığını anımsatıyorum.

Ebu Abdo, bir an duruyor ve sonra aklına geliyor:

"Yolda durduğumuz sırada adamlarımız bayrağı çıkardı."

Sonra elindeki telsizle bir sonraki kontrol noktasına, varmak üzere olduğumuzu haber veriyor.

Bizi, şehir merkezindeki Naim Kavşağı yakınlarında bulunan yüksek bir binaya götürüyor.

Burası IŞİD kontrolünün başladığı cephe hattı.

Araç, IŞİD'in keskin nişancılarının sürekli gözetim altında tuttuğu sokaklardan geçiyor.

Ebu Abdo, can güvenliğini sağlamak için aracı binaya olabildiğince yanaştırma derdinde. Ancak mesafeyi hesaplayamıyor ve büyük bir gürültüyle binanın açığa çıkan sütunlarından birine çarpıyoruz.

Koalisyonun hava operasyonlarında ağır hasar alan binanın çökmesinden korkuyorum.

Yıkıntıların üzerinden tırmanıp binaya giriyoruz. Burası eskiden özel bir hastaneymiş. SDG'liler, IŞİD'in binaya baskın düzenlemesi ihtimaline karşı merdivenin önüne mobilyaları yığmışlar.

Bulunduğumuz yerden caddenin ilerisinde IŞİD'in siyah bayrağının asılı olduğunu görüyorum.

Sıcak ve durgun bir hava var. Bayrak dalgalanmadan duruyor. Oraya ulaşmak çok kolay görünse de o yolu izleyen keskin nişancılar var.

SDG, şimdilik harekete geçmeye cesaret edemiyor.

Hedefte hilafetin kalbi Rakka'nın tam göbeği olan NaimKavşağı var.

Burası eskiden dükkan, kafe ve işyerleriyle dolu semtlere giden ana yolların kesiştiği, taktiksel açıdan önemli bir nokta.

Buraya artık Cehennemin Göbeği deniyor

SDG'nin burayı almak istemesinin bir nedeni daha var. Birçok yoldaşları ve arkadaşları, tam bu noktada IŞİD tarafından infaz edildi ya da kafaları kesilerek öldürüldü.

Bu kavşağı ele geçirdiklerinde Rakka'nın da "IŞİD'li katillerden" gerçek anlamıyla temizleneceğine inanıyorlar.

IŞİD'liler ise etraftaki bina ve yollara mayın döşemiş. Bunların yalnızca az bir kısmına ulaşılabilmiş ve temizlenmiş.

Bazı binalara hareket sensörleri konulmuş. Böylece SDG güçlerinin kapıdan girmesi ya da dolap kapağını açması halinde içine gizlenen bomba da otomatik olarak infilak ediyor.

Hemen tüm evler ve işyerleri yıkık bir şekilde duruyor. İçinde bubi tuzağı olabileceği endişesiyle IŞİD'e ait bir silah deposuna bile dokunulmamış.

Ebu Abdo, binadan çıkardıkları az sayıdaki eşyadan biri olan bir kar maskesini bana gösteriyor.

Çatılarda keskin nişancılar var. Kafanı çok kaldırma”

Telsizden bir mesaj geliyor. Ebu Abdo'nun birliğinden birisi vurulmuş ve yakınlardaki bir caddede kurtarılmayı bekliyormuş.

Oraya vardığımızda, yaralı savaşçıya ulaşmanın mümkün olmadığını görüyoruz. Savaşçı, göğsünden vurulmuş.

Sokağın diğer ucundan IŞİD keskin nişancıları ateş ediyor. Ebu Abdo'nun adamları da siper almış bekliyorlar.

Yaralı savaşçıya ulaşmaya çalışıyorlar. Ancak ne zaman ileriye doğru adım atsalar, bir anda silah sesleri artıyor.

Tam o anda aniden iki patlama sesiyle irkiliyoruz. IŞİD'in insansız hava araçlarından el bombası attığını fark ediyoruz. SDG'liler koşup yakınlardaki mağazaların içine gizleniyor.

Ebu Abdo, telsizini çıkarıyor ve telefonuna bakıyor.

Sokağın haritasını açıyor ve koordinatları telsize okumaya başlıyor. Sonra bana dönüp,"Hava desteği" diyor. Herkes siper alıyor.

Ebu Abdo, hava desteği istiyor 

Ebu Abdo, hava desteği istiyor 

Yaralı savaşçının adı Nadin Ebu Aziz. Halen sokağın ortasında yatıyor. Artık hareket de etmiyor.

Kepenkleri kesilerek açılmış bir elektrikçiye sığınıyoruz. İçerisi sessiz. IŞİD'li keskin nişancıları vuracak koalisyon uçakları beklenirken kimseden çıt çıkmıyor.

Savaş jetlerinin alçaktan uçtuğunu duyuyoruz. Ancak ilk etapta bir patlama sesi gelmiyor. SDG'liler beklemeyi sürdürüyor. Sokağın ortasında yatan savaşçıda ise herhangi bir yaşam belirtisi yok.

Elektrikçinin duvarında bir insanın sığabileceği bir delik var. Yerde de bir havalı matkap duruyor.

Buradan geçince, bir başka dükkana giriliyor. Burada şişe sular ve yiyecekler stoklanmış. En az bir yıl yetecek kadar malzeme var.

Diğer duvarda da başka bir boşluk bulunuyor. Buradan başka bir binaya geçiş yapılıyor. İçeride bir yatak, bir ocak ve bir de motosiklet var.

Burası IŞİD'e ait bir sığınak.

IŞİD sığınağı 

IŞİD sığınağı 

Geçişler üç bina boyunca uzanıyor. IŞİD savaşçılarının çatı da dahil buradan tüm katlara erişimi olduğu görülüyor.

IŞİD'in kentin içinde oluşturduğu böyle binlerce ateş etme noktası bulunuyor. Bubi tuzaklarını hatırlayarak, buralarda daha fazla dolanmamaya karar veriyorum.

Dışarıdan alçak uçuş yapan jetlerin sesini duyabiliyorum.

Hava saldırısı, tam da söylenen binayı hedef alıyor. Sokaktaki diğer binalar gibi, vurulan son bina da yerle bir oluyor.

Bir kez daha tek bir keskin nişancıyı yok etmek için koca bir bina hedef alınıyor.

Rakka'dan geriye bu kadar az şeyin kalmış olması çok da şaşırtıcı değil. SDG'nin elinde binaları tek tek IŞİD'den temizleyecek insan gücü yok. Bu nedenle de bu işi koalisyonun hava bombardımanı yapıyor.

Koalisyona ait binlerce bomba, balyoz gibi, tek tek, sokak sokak binaların tepelerine iniyor.

Son sortiden sonra ateş kesiliyor. IŞİD'in keskin nişancısının ya öldüğü ya da kaçtığı anlaşılıyor.

SDG savaşçıları, hızla Nadin Ebu Aziz'in yanına koşuyor. Aziz'i kaldırıyorlar ve eskiden IŞİD'e ait olan zırhlı aracın arka kasasına yerleştiriyorlar.

Göğsünden yaralandığı görülüyor. Gözleri kapalı.

Ebu Abdo, Nadin'in öldüğü haberiyle geri döndüğünde kimse şaşırmıyor.

Genç savaşçılardan biri tişörtünün altından bir haç çıkartıyor ve ölen arkadaşının arkasından dua etmeye başlıyor. Bir başkası da yere diz çöküp bir süre sessizce duruyor.

Güneş yavaş yavaş batmaya başlıyor. Yanımdakiler oldukça yorgun görünüyor.

Ebu Abdo'ya göre, onlar için bu, çok da sıra dışı birgün değil.

"Dün bazı sivilleri kurtarmamız gerekiyordu. Ama içimizden birini kaybettik. Ailelere ve bebeklere yardım etmeye gidiyoruz, içimizden biri kafasından vuruluyor”

IŞİD militanları, kılık değiştirerek sivillerin arasında gizleniyor.

Ebu Abdo, "Erkekler, kadın kılığına girmişti. Yaklaşık 100 kadar kişi bize bir anda saldırdı" diyor ve devam ediyor:

"Sivil olduklarını sandık. Aralarında çocuklar da vardı. Bir anda çocuklar ve siviller kenara kaçıştı. Üzerimize kurşun yağmaya başladı."

Rakka'nın IŞİD'in elindeki kısmında yaklaşık 20 bin sivilin yaşadığı tahmin ediliyor. Siviller hem yem hem de canlı kalkan olarak kullanılıyor.

Ebu Abdo, "Biz ilerlemeye devam edeceğiz. Rakkalılar için, içerideki insanlarımız için canımızı feda etmeye hazırız. Çünkü onlar çok ama çok zor zamanlar yaşıyor" diyor.

IŞİD'le mücadele eden İngiliz

Rakka'da kıyamet kopuyor.

Esas tehlike köşelerde, gölgelerin içinde bekliyor. Öldürücü darbeler, uzaktaki keskin nişancılar, gizlenmiş bombalar ve şehrin altından geçen derin tünellerden geliyor.

Güvenliği sağlanan yerlerde bile, IŞİD karanlık çöktüğünde sinsice arkadan dolanıp karşınıza çıkabiliyor.

SDG bünyesinde de keskin nişancılardan oluşan bir birlik var. Bunların dördü yabancı. İçlerinde bir Alman, bir İspanyol, bir ABD'li ve bir de İngiliz bulunuyor.

Bir ay kadar önce eski kentte, bir binanın tepesinde bekliyorlarmış. Karanlık çökmeye başladığında, gözleri etrafta hareket eden bir şeyleri arıyormuş.

Bazen tek bir atış için saatlerce bekliyorlarmış. .

Bournemouth'dan Jack Holmes, "Her zaman taarruzdayız" diyor ve ekliyor:

"DAEŞ (IŞİD), savunmada kalıyor. Dolayısıyla avantaj da onlarda. Bu şehir yıllardır onların elinde. Haliyle bizden çok daha iyi biliyorlar. Burada çok zor."

O akşam daha da zorlu geçmiş. Bulundukları binada bir duman kokusu almışlar.

Holmes, "DAEŞ, çok hızlı bir şekilde yangın çıkarmayı öğrenmiş. Binanın içine sızdılar ve dumanla bizi kaçırmaya çalıştılar" diyor.

Holmes, duman yoğunlaşırken IŞİD savaşçılarının da yukarı çıkmaya başladığını duyduklarını ve ateş açtıklarını aktarıyor. Tek çıkış yollarını da IŞİD'in kapattığını, içeride mahsur kaldıklarını farkediyorlar.

Akıllarına daha önce buldukları IŞİD'e ait iki intihar yeleği gelmiş. Bunları fünyelerini ateşleyip, el bombası gibi kullanarak dumanın ve karanlığın içine atmışlar.

Holmes, binanın büyük bir patlamayla sarsıldığını aktarıyor:

"Kaç kişiye zarar verdiğimizi bilemiyorum. Aşağı indiğimizde hepsi gitmişti. Patlama o kadar büyüktü ki, çıkan yangını söndürmüştü."

Holmes ile iki yıl önce Türkiye sınırında tanıştım.

O zaman kolunda yaralanmış, hastanede tedavi görüyordu. IŞİD ateşiyle vurulmuştu. O zaman vurulma anını gülerek anlatıyordu.

Suriye'ye gelmeden önce bilişim sektöründe çalışıyormuş. O zamanki görüşmemizi yaparken, Holmes'un ne kadar daha hayatta kalacağını merak etmiştim.

Bu karşılaşmamızda ise değişmiş olduğunu fark ettim. Eskisinden daha az gülmeye başlamış, saçları uzamış ve sakal bırakmış. Ayrıca kişiliği de olgunlaşmış.

Kaç tane IŞİD'li öldürdüğünü söylemek istemiyor. "Neden herkes bunu merak ediyor" diye soruyor.

Ancak bir insan öldürmenin nasıl hissettirdiğini soruyorum.

Holmes, "Hiçbir şey hissettirmiyor" diyor, kısa bir süre duruyor ve ekliyor: "Heyecanlanıyorsun."

Kullandığı silah M16. Pek ideal bir silahmış gibi durmuyor. Ancak Holmes, "Aramızdaki mesafe asla çok uzak olmuyor. Cepheler arasında genellikle 400 metre mesafe kalıyor" diyor.

Jack'in M16'sı

Jack'in M16'sı

Aylık maaşı 100 dolar.

Kürtlerin sosyalist ideolojisine karşı karışık duygular besliyor. Yiyecekten giyeceğe, ihtiyacı olan her şey ücretsiz veriliyor. Kazandığı 100 doları da enerji içeceklerine ve sigaraya harcıyor.

En büyük motivasyonu ise IŞİD'e duyduğu nefret.

Bu, dünyayı ele geçirmek isteyen barbar ve faşist bir terör örgütü. Onların kurallarına uymazsanız, sizi öldürürler. Bu kadar basit aslında.”

Sokak sokak çatışma

Irak'ın Musul kentine kıyasla, Rakka'da doğrudan saldırı ve bomba yüklü araçlarla saldırılar daha az görülüyor.

Burada esas tehlike keskin nişancılar ve yol kenarına yerleştirilen bombalar. IŞİD genellikle hareket etmiyor, bir yere çekilip bekliyor.

SDG'nin Kobani tugayına mensup kadın ve erkekler, şehrin tahıl depolarına doğru bir operasyon hazırlığında. Gidecekleri yerle ilgili hemen her şeyi biliyorlar. Ancak yine de sürprizlerle karşılaşmayı bekliyorlar.

Bazıları ergen çocuklar gibi gösteriyor.

Bıyıkları daha yeni çıkmaya başlamış. Oturup, silahlarına mermi koyuyorlar.

Yaşlarını sorduğumda, başlarını çevirip gülümsüyorlar.

Onlar da bu soruya yanıt vermemeyi öğrenmiş. Aralarında 18 yaşından küçükler de var.

Komutanları ise Şevgar Himo. Rakka'da kısa bir süre önce 24'üncü yaşını kutlamış. Yarı Arap, yarı Kürt. Tablet bilgisayarı ve yeni Samsung akıllı telefonundan ayrılmıyor.

Bunları ABD'liler vermiş, IŞİD'le mücadelede teknolojiden de faydalanmak adına.

Savaşçılar bir araya geliyor. Önlerinde eskiden evlerin bulunduğu bir cadde uzanıyor. Binaların tamamı bombalanmış ve bu yıkıntıların arasında IŞİD saklanıyor.

Hedefte kentin tahıl depoları var. Uzun bir süredir buralar IŞİD'in elinde. Bu bölgedeki hakim gücü belirleyecek olmasından dolayı bu depolar da oldukça önem taşıyor

Şevgar Himo

Şevgar Himo

Şevgar Himo, "Önce dozer yolları açıyor, arkasından onun açtığı yollardan zırhlı araçlar geçiyor. Bu bölgeyi temizleyeceğiz. Sonra da diğer taraftan taarruza geçen SDG birliğiyle buluşmayı hedefliyoruz" diyor.

Böylece amaç IŞİD'i, iki SDG grubunun arasında sıkıştırmak.

Tam o sırada üzerlerine ateş açılıyor.

Ancak ekipler düzeni bozmuyorlar. Düzensizlik ve kaos, grubu IŞİD'in füze saldırılarına daha açık bir hale getirebilir.

Ateş altında, birer birer caddelerde karşıdan karşıya geçiyorlar.

Mermiler havada uçuşuyor, bazılar yalnızca birkaç santimle ıskalıyor.

Zırhlı dozer 

Zırhlı dozer 

İlk başta her şey planlandığı gibi gidiyor. Ancak çok geçmeden sürprizler gelmeye başlıyor.

IŞİD'in keskin nişancıları oldukça iyi. Zırhlı dozerin üzerinde kurşun delikleri var. Bunlardan bazıları dozer operatörünün olduğu yeri hedef almış.

IŞİD nereye ateş etmesi gerektiğini biliyor.

Birkaç kurşun sesi duyuyorum. Dozerin radyatörünün hedef alındığını ve su akıtmaya başladığını görüyorum. Artık tamire ihtiyacı var.

İkinci dozer geliyor ve bir kurşun sesi daha duyuluyor. Hemen akabinde de "fısss" diye hava boşalma sesi geliyor.

IŞİD keskin nişancısı, saklandığı yerden bu kez dozerin lastiklerini hedef alıyor. SDG'liler hayret içerisinde bu atışın hedefini tutturmasını izliyor.

Artık ikinci dozer de çalışamaz halde. Bunun üzerinde farklı bir yaklaşım planlamaya başlıyorlar.

Birkaç dakika içerisinde plan ortaya çıkıyor. Yaklaşık yarım düzine savaşçı, bir roketatarla birlikte sokağın diğer ucuna gidip, caminin yakınlarından ateş eden keskin nişancıyı öldürmeyi planlıyor.

Burada Kürt ve Arap savaşçılar birlikte gayet iyi bir uyum gösteriyor. Ancak zaman zaman yanlış anlamalar da yaşanıyor.

Kürt komutanlardan birisi Arapça konuşmuyor, Arap komutanlardan birisi de Kürtçe bilmiyor.

Bu durumda üçüncü birini tercüme için çağırıyorlar.

Savaşçıların bazılarına nereden geldiklerini sorduğumda Suriye'nin kuzeyinde Kürt grupların kontrolü altında bulunan "Rojava" yanıtını veriyorlar. Ancak çok da Suriyeliymiş gibi durmuyorlar.

En iyi savaşçıların PKK'lı olduğundan şüpheleniliyor.

PKK, yalnızca Türkiye tarafından değil, Batı tarafından da "terör örgütü" olarak kabul ediliyor.

Ancak, Rakka'da muharebe sırasında en etkili güçlerden biri olarak ön plana çıkıyorlar.

Sokağan diğer ucundaki savaşçılar, keskin nişancının mevziisine doğru saldırıya geçiyor. Kulakları sağır eden bir gürültü kopuyor, mevziiyi yaylım ateşine tutuyorlar.

Diğerlerinin açtığı ateşin koruması altında, elinde roketatar olan savaşçı sokağın ortasına koşuyor ve IŞİD mevziisine doğru roket fırlatıyor.

Silah sesleri bir süre daha devam ediyor ve sonra sessizlik hakim oluyor.

Ancak zırhlı araca binmek üzere köşeyi döndüğümde keskin nişancı yeniden ateş açmaya başlıyor.

Beş-altı atış yapıyor. Bazılarının kulağımın dibinden vızıldayarak geçtiğini duyuyorum. İkisi arkamdaki duvara saplanıyor. Kimse yaralanmıyor.

Hava saldırısıyla gelen patlama sesi tüm sokağı inletiyor. Keskin nişancı nihayet ölüyor.

Tüm bunlar epi topu 800 metrelik bir alanı geçmek için yapılıyor. Yine de SDG savaşçıları artık depolara biraz daha yaklaşabiliyor.

Ertesi gün ise hem depoları hem de Rakka'nın önemli bir kısmının kontrolünü ele geçiriyorlar.

IŞİD, bu sokaklardan yeni bir imparatorluk yaratmayı vaat etmişti. Ancak şimdi militanlarının cesetleri kentte açtıkları hendeklerin içinde toplanıyor.

Birkaç yüz metre sonra bir ceset yığını daha görüyorum. Cesetlerin bazıları ikiye ayrılmış, bazılarının elinde de halen silahları var.

İki adam da bir binanın girişinde saklanıyormuş ancak fark edilmişler. Şimdi bir zamanlar saklandıkları yerde cesetleri duruyor. Bir tanesinin bacağı kopmuş.

Bu ikisini vuran füzenin parçaları beton zemine saplanmış. Binanın girişinde patlamanın izleri var.

Üniformasına kuru kafa yaması dikmiş olan Arap bir savaşçı, bubi tuzağı aramak için cesetlerin üzerine basarak binaya giriyor.

Ölü IŞİD'lilerin yanından geçerken, "Hayırlı akşamlar" diyor. Diğer savaşçılar ise gülmeye başlıyor.

SDF güçleri, buldukları cesetleri cep telefonları ve tablet bilgisayarlarıyla kayda geçiriyor.

Rakka'nın içinde artık çoğunlukla yabancı savaşçıların kaldığını düşünüyorlar. Sayılarını sorduğum zaman ise çoğu "en fazla4 00" olduğunu düşünüyor.

Son ana kadar savaşan az sayıda IŞİD'li kalmasına karşın SDG'nin ve koalisyonun ilerlemesini engellemeyi ve Rakka'dan geriye kalanların da yok olmasını sağlamayı başarıyor.

“Bu şehir de Kobani gibi olana kadar gitmeyeceğiz. Kanımızın son damlasına kadar Rakka'da kalacağız.”

Ebu Muas el Tunisi, IŞİD militanı, Rakka.

Rakka, son dört aydır IŞİD'i yok etmek için verilen mücadelenin muharebe alanı oldu. Aynı zamanda kurbanı da... Dağılmış ve zar zor ayakta duruyor.

SDG komutanının akıllı telefonundaki haritada kırmızı bir kare var. Telefonun en altında, Rakka Stadı'nın ve hastanesinin yanından geçerek, birkaç kilometre kuzeye doğru uzayan bir kare.

IŞİD'in elinde kalan toprak bu kadar.

Rakka için verilen savaş da işte bu 5 kilometrekarelik alanda sona erecek.

Kürtler, zaferden emin. Daha şimdiden biraz daha güneyde bulunan Deyrizor gibi IŞİD'le savaştıkları diğer cephelere asker göndermeye başlamışlar.

Kırmızı kare alanın içini hedef alan hava saldırıları da son günlerde iyice azalmış durumda. Burası aynı zamanda sivillerin de en yoğun yaşadığı bölge.

SDG'nin İngiliz keskin nişancısı Jack Holmes, hava gücünün gerekli olduğunu düşünüyor:

"Çok büyük bir fark yarattı. Yani, hava saldırıları olmasa, değil Rakka'yı almak, bu kadar ilerleme sağlayamazdık."

IŞİD'in kalan savaşçılarının başta Orta Asya olmak üzere Suriye dışından gelen ve bu şehre ya da halkına karşı herhangi bir manevi duygu beslemeyenler olduğu söyleniyor.

Kentin yıkımından memnun oldukları öne sürülüyor.

Bu aynı zamanda, örgütün propaganda amaçlarına da hizmet ediyor. Batı'nın bombalarının kadim bir Arap kentini dümdüz ettiğini söylüyorlar.

Tabka yakınlarında İsmail el Ali ile tanıştım.

Çatpat İngilizcesiyle, "Rakkalılar büyük bir bedel ödedi" diyor, İsmail ve ekliyor:

"Şehirleri dümdüz oldu, Rakka tüm dünya adına büyük bir bedel ödedi."

Yakın bir noktada, yaşlı bir kadın başörtüsüyle gözyaşlarını silerken anlatıyor:

"Sevdiklerimizi, evlatlarımızı, her şeyimizi geride bıraktık. Akıbeti ne oldu, hiç bilmiyoruz. Rakka'ya dönmemiz gerek. Başka bir şey istemiyorum. Gerekirse sokakta çadırda yatarız."

Kentten geriye pek bir şeyin kalmadığını henüz bilmiyorlar.

Geri döndüklerinde ise sevgili Rakka'larının kurtarılmak için yok edilmesinin şart olup olmadığı sorusunu sormaları çok muhtemel görünüyor.