Türkiye Bisiklet Turu: Geleneğin direnişi

Dün koşulan 50. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu'nun (TUR) birinci etabı Eurosport'tan da canlı yayınlandı.

TUR'un basın koordinasyon sorumlusu Faik Gürses'in muhtemelen Türk spor basınına tercüme anlamında “bisikletin Messi'si” olarak tanımladığı Britanyalı sprinter Mark Cavendish, bitiş çizgisini nispeten rahat bir şekilde birinci geçip ellerini havaya kaldırdıkdan saniyeler sonra Eurosport bir başka yarışa bağlandı.

Belçika'da, yol bisikletçiliğinin 5 anıtsal yarışından biri, Liege-Bastogne-Liege (LBL), nam-ı diğer “La Doyenne”, bu yıl 100. defa düzenleniyordu.

Organizasyon açısından bakıldığında TUR'un LBL ve muadillerinin arkasında kesinlikle kalmadığı, hatta yer yer daha iyi olduğu söylenebilir. Gerçekten de TUR, 50. yılında bir saat gibi işliyor.

Takımların yönetiminden toplantılara, araç hareketlerinden hakemlerin profesyonelliğine kadar her şey kusursuz.

Peki eksik olan ne? Aşağıdaki fotoğraf, yarış başladıktan yaklaşık 10 dakika sonra start/finish alanını (birinci etapta aynı yer) gösteriyor. Eksik olan, fotoğrafta gözüküyor, daha doğrusu gözükmüyor: meydanı dolduran insanlar, seyirci.

“Bu yıl seyirci daha fazla yollara yayılmış olabilir” demek de mümkün, ama kendimizi fazla kandırmayalım. Ana meydandaki büyük canlı yayın ekranından yarışı takip eden sadece birkaç yüz kişi vardı. Etabın büyük çoğunluğunda önden kaçan dört kişilik grupta Torku Şeker'in pedalı Miraç Kal'ın olması da bu durumu değiştirmedi.

TUR'un geri kalan etaplarında bu durum düzelebilir, fakat yarışın seyirci nezdinde zirve yaptığı 60-70'li yılların uzak olduğu da vaki.

O yıllar, gazetelerde TUR'a tam sayfa ayrılan, Türk bisikletinin efsane ismi Rıfat Çalışkan'ın Almanya Turu'ndan dönünce Sirkeci Garı'nda halk tarafından bisikletiyle beraber omuzlara alındığı yıllar.

Ancak 13 Ağustos 1965 tarihli Milliyet'ten öğrendiğimize göre milli takım, bisikletleri pasaporta yazdırmadığı için Edirne gümrüğü bisikletlere el koymuş. Bazı şeyler hiç değişmiyor...

Feyzi Açıkalın'ın Kitabı

Dün ana akım medyamızın önemli temsilcilerinden birinin muhabirine TUR'un günün birinde “tam sayfa” olması umudu olup olmadığını sordum, kafasını salladı. Acı bir gülümsemeyle “Fenerbahçe'nin şampiyon olacağı günde bisiklet yarışı...” şeklinde başlayan cümlesinin devamını tahmin edersiniz.

Olsun, futbol gene oynansın, fakat bu ülkede 21 Mayıs 1963'te Büyükada çevresinde tur atılarak düzenlenen 100km'lik yarışın o günün Cumhuriyet gazetesinin spor sayfasında 5 sütunun 3'ünü kapladığını da bilelim.

Diğer bir sütun güreş, bir sütun da futbol.

Liege-Bastogne-Liege gibi yarışlar, sadece rakam olarak 100 yılı devirmelerinin ötesinde, bir geleneği temsil ediyorlar. Bu geleneğin oluşmasında en önemli unsurlardan biri de belgeleri, tanıklıkları toplamak, muhafaza etmek ve nesilden nesile aktarmak.

Alanyalı eski sporcu, diş hekimi, yazar Feyzi Açıkalın'ın şimdi çıkardığı “Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu'nun 50 Yıllık Öyküsü” kitabı, bu bağlamda büyük bir açığı kapatacak. Kitap, kendisinin de yazdığı gibi, sadece somut sayılar, tarihler, isimler içermiyor, aynı zamanda 50 yıllık bir dönemin insan hikayelerini de anlatıyor.

Maçın Devre Arasında Bisiklet Yarışı

Dün akşam oynanan Fenerbahçe-Rizespor maçının devre arasında stadda bisiklet yarışı düzenlendiğini düşünün. Hayal etmek çok mu zor geldi? O kadar da zor değil. 60'lı yıllarda Dolmabahçe stadında atletizm pistinde maçların devre aralarında bisiklet yarışı yapıldığını biliyor muydunuz?

Açıkalın'ın kitabından öğreniyoruz ki, 1964'te atletizm pistinin velodroma çevrilmesi dahi planlanmış. Ya da Ali Sami Yen stadının orjinal planında velodromlu olduğu?

Sadece İstanbul'da da değil: 29 Temmuz 1967 tarihli Milliyet'te yazdığına göre Türkiye Bisiklet Pist Şampiyonası Balıkesir stad velodromunda düzenlenmeden önce Federasyon başkanı Talat Tuncalp, “şampiyona finalleri, kıymetli futbolcu Şükrü Ersoy'un jübile maçına tesadüf ediyor. Böylece İstanbul'dan gelen birçok sporsever de heyecanlı yarışlar seyredecek” diyor.

31 Ocak 1959'da federasyon başkanı seçilenTalat Tuncalp'ın gösterdiği iki ana hedef “beynelmilel temas” ve “velodrom yapımı”. Türkiye'de zamanında 3 tane olup da (Balıkesir, Bursa ve Konya) bugün bir tane dahi olmayan, Alanya'ya inşa edilmesi projesi Ankara'nın bürokrasi koridarlarında kaybolan velodrom hikayemiz, bisiklet sporunun da hikayesi aynı zamanda.

Tuncalp, 1948 yılında Londra olimpiyatında 195km'lik yol yarışında pedal basarken pist bisikleti yarışları da Londra'nın güneyindeki Herne Hill velodromunda düzenlendiler. Herne Hill velodromu, hala kullanılıyor. Geçtiğimiz yıl, bir halk gününde gidip, ben de velodromda pedal bastım. Gelenek işte böyle direniyor.

İlgili haberler